02.02.2010

 

Kutlukhan Perker: “Çizgi Roman Türler Arasında Gezinmeli”

www.seruven.org

Cairo, Amerika’da yaşayan Kutlukhan Perker’in çizdiği G.Willow Wilson’un yazdığı bir grafik roman. DC Vertigo’dan çıkan albüm, hatırı sayılır bir satış başarısı gösterdiği gibi üreticileri için de iyi bir referans oldu.

Cairo, Amerika’da yaşayan Kutlukhan Perker’in çizdiği G.Willow Wilson’un yazdığı bir grafik roman. DC Vertigo’dan çıkan albüm, hatırı sayılır bir satış başarısı gösterdiği gibi üreticileri için de iyi bir referans oldu. Wilson ve Perker, Air adlı bir başka çizgi roman dizisi için birlikte çalışıyorlar örneğin. Cairo, temelde bir serüven hikâyesi; oryantal bir arkaplanda suç dünyasına ilişkin bir kaçıp kovalamaca gibi başlıyor. Giderek şeytansı niteliklerin ve cinlerin belirleyici olduğu fantastik bir anlatıya dönüşüyor. Çizgi roman dünyası bu türden fantastik niteliklere aşina olduğu için gerçeklik vehmini buna göre inşa edebiliyor, yadırgatmıyor. Kahire semalarında uçan halı görmek, ölmüş birinin dirilmesi, konuşan kediler, çok başlı yaratıklar o kurgu içerisinde inandırıcı da oluyor. Perker, orijinali siyah beyaz olan çalışmada gri tonları atmosfer yaratmak adına öne çıkarmış. Kimi sayfalarda kareler arası ardışıklık ilkesini, bir başka deyişle sinematografik sürekliliği bilerek kullanmamış ve onun yerine grafik olarak kendi içinde bütünlüğü olan tam sayfa tasarımları tercih etmiş. Çizgi romanın bu denli revaçta olduğu bir dönemde Cairo’nun yayın için akla gelmemesi en hafif deyimiyle “saçma”. Perker ile albüm ve çizgi roman hakkında konuştuk.

Her şeyden önce üreticileri itibarıyla ilgi çekici bir kitap... Biri Müslüman ülkeden gelen çizer diğeri Müslüman olmuş bir kadın yazar. Editöryal bir tercihte bulunulmuş. Nasıl yorumluyorsun bu tercihi

Öncelikle bu soruyla başladığın için çok teşekkür ederim çünkü eminim çoğu kişi bunu düşündüğü halde sormamıştı. Cairo bana teklif edildiğinde önce duraksadım çünkü kimilerinin ve özellikle Türkiye’dekilerin bunu düşüneceğini tahmin ediyordum. Sen de yazarın ve çizerin arkaplanlarına bakarak “Editoryal bir tercihte bulunulmuş” demekte haklısın ama böyle bir tercih yok. Öncelikle, böyle bir yargı da bulunmak DC Comics’deki editörlere haksızlık olur. Benim Cairo’nun çizeri olmam şöyle oldu. DC Entartainment’in DC, Vertigo, Wildstorm, Zuda ve Minx isimli alt yayın grupları var. Bana önce Wildstorm’dan bir seri çizdirmek istediler. Ancak bu zaten yayınlanmakta olan bir seri olacaktı ve yapacağım iş tüm klasikleşmiş serilerde olduğu gibi ya 5-6 sayılık bir macerayı çizmek ya da asıl çizer dinleneceği zaman onların “fill-in” dediği o sayıyı dolduran çizer olmaktı. Ben de bunu istemedim, asıl amacım Vertigo’ya yeni bir seri çizmekti. Bu görüşmeler uzun bir süre, Eylül 2005’e kadar sürdü. Sonra 2005’in Eylül’ünde Vertigo grup editörü Shelly Bond bana Fables ya da o dönemde devam etmekte olan Lucifer serisinin bir kaç sayısını çizmemi teklif etti. Ben yine de özgün (ve yeni) bir seriye başlamaktan yanaydım. Derken 2006 yılının Şubat ayında Vertigo’nun Yayın Yönetmeni Karen Berger’dan bir telefon aldım. Berger bana Cairo’dan bahsetti ve “original graphic novel” olacağını üstelik hardcover basılacağını söyledi. Cairo bir seri olmayacaktı ama özgün bir proje olacaktı ve ben de co-creator yani ortak yaratıcı unvanı alacaktım. Bu, benim istediğim ölçüde bir başlangıçtı ve seve seve kabul ettim. Yani Cairo, yazarı çizeri Müslümanlardan oluşan bir kitap olmalı niyetiyle yapılmadı. DC, Crossing Midnight isimli Japonya’da gecen bir seri yayınladı ve ne yazarı ne çizeri Japon değildi. Irak’ta gecen Pride of Baghdad’inda ne yazarı ne çizeri Müslüman’dı. Norveç’te gecen Northlanders’in yazar-çizerinin Norveçli olmadığı ne de Afrika’da gecen Unknown Soldier’in yazar ve çizerinin Afrikalı hatta Afrika kökenli Amerikalı bile olmadığı gibi. Cairo’da olan şey tamamen rastlantıydı ve “yeteneğimi değil de Müslüman bir ülkeden geliyor olmamı mı önemsediler” paranoyası göstermedim. Eğer böyle düşünseydim su anda Cairo’nun çizeri bir Amerikalı olacaktı ve kim olacağını da ben biliyordum. Ben olmasaydım yerime bir başka Müslüman çizer aramayacaklardı, bunu biliyorum.

Kitabın yazarı olan Willow Wilson ile daha önce tanışıyor muydunuz?

Hayır, tanışmıyorduk, Cairo için çalışmaya başladıktan yaklaşık altı ay sonra ilk kez telefonda konuştuk ve Cairo’yu tamamladıktan bir ay sonra ilk kez yüz yüze tanıştık. Ama birbirimizi çok sevdik, hatta Willow Türkçe bilmediği halde bana Türkçe “abi” der. Ama o Seattle’da ben de New York’da oturduğumuz için festivaller ve imza günleri dışında hiç görüşemiyoruz.

Özellikle 11 Eylül’den sonra Batı’da yaşayan Batılı eğitim almış Müslümanların yorum ve üretimleri çok ilgi çeker oldu. “Düşmanı” tanımak ve öğrenmek isteyen bir “Batı” var karşımızda… Cairo’nun başarısı bu ilginin bir parçası sayılabilir mi? Örneğin Mısır’da yayınlandı mı albüm ya da kitapla ilgili Kahire’de bir etkinlik oldu mu?

Bu bahsettiğin tarzda bir yaklaşım gazetecilikte daha çok görülüyor. Ama ben bunu “düşmanı tanımak” gibi negatif bir perspektiften görmüyorum. Amerikalılar daha çok ”yabancı “ olanı tanımak istiyorlar. Bu yemek seçimlerinde bile görülüyor. ABD’de başka kültürlere ait restoranların popüler olmasının nedeni de bu. Edebiyata bakışlarında da bu görülebilir. Khaled Hosseini’den Isabelle Allende’ye, Lorca’dan Orhan Pamuk’a kadar birbirinden kültür olarak çok farklı birçok ünlü ismin ABD’de kazandığı başarının da nedenlerinden birisi budur. Diğer yandan Kahire üniversitesinde albümle ilgili olarak uydu aracılığıyla gerçekleşen bir konferans yapıldı. Onun dışında Willow’un katıldığı bir kaç başka etkinlik oldu ve kitap hakkında yazılı basında haber ve makaleler yayınlandı.

Uçan halılar, cinler, kargaşa dolu mekânlar, kirli ve kalabalık sokaklar… Nasıl bir Kahire miti oluşturdun? İstanbul da benzer biçimde resmediliyor. İster istemez bir klişeye dayanıyor görsellik ama hikâyeyi de bütünlüyor…

Evet, çizgi romandaki Kahire, İstanbul’a benziyor. Kahire’ye hiç gitmedim ama hiç bir şehir görüntüsünü kafadan çizmedim. Hemen tüm şehir kareleri için referans fotoğrafları kullandım. Kahire görüntülerinin klişe görüntüler olması çok doğal çünkü Kahire her yeri -neredeyse- aynı olan bir şehir. Bu klişe yaklaşım daha çok İstanbul’da gecen yabancı filmlerde rahatsız edici oluyor çünkü yabancı sinemacılar İstanbul’u otantik göstermek istiyorlar. Avrupai taraflarını kullanmıyorlar. Kahire’de ise Avrupai bir görüntü oluşturmaya çalışmak ya da o klişenin dışına çıkmak şehri yanlış betimlemek olurdu. Bu tüm şehirler için geçerli. Bütün romantik komediler Manhattan’da, bütün suç filmleri Brooklyn ya da Bronx’da, bütün mafya filmleri New Jersey ya da Little Italy’de geçer. Örneğin birlikte bir film izlemeye başladık diyelim. Ve filmin ilk karesinde karlar içinde Moskova’yı görüyoruz. Ve ekranın hemen altında şöyle yazıyor: “Moskova, saat 17:35.”. Daha filmin ilk sahnesinden bu filmin romantik komedi olmadığını anlarız. Ya bir casus filmi başlıyordur ya da bir James Bond filmi. Ya da filmin ilk sahnesinde Paris’te ışıl ışıl bir cafe görüyoruz ve fonda Edith Piaf çalıyor. Daha ilk on saniye içinde bir süper kahraman filmi izlemediğimizi anlarız. Dolayısıyla Kahire’de gecen bir öyküden de beklenenler mistizm, tarih ve politika üçgeninde toplanıyor.

Sadece Cairo için söylemiyorum bunu, olağanüstü nitelikli insanlar, cinler, şeytansı tiplemeler vs… Pek çok anlatıda benzer bir aura görebiliyoruz. Sanki çizgi roman tam da bu auranın merkezinde. Böylesi hikâyeler bekleniyor ondan sanki. Ne dersin? Çizgi roman nasıl olmalı, seni cezbeden hikâyeyi merak ederek soruyorum biraz da… Veya çizgi roman ne olmamalı?

Bence türler üstü olmalı, gezinmeli çizgi roman. Yani görsel malzeme verme ihtimali yüksek olduğu için aksiyon, süper güçler ve bilim kurgu türlerine esir olmamalı. Dark Horse’dan çıkan yeni albümüm Insomnia Cafe’de böyle bir öykü anlatmaya çalıştım. Çizgi roman okurları bu öyküyü L-manyak’dan hatırlayabilirler, “Uykusuz” adıyla yayınlanmıştı. Edebi yani ağırlıklı olan ve sadece “macera”ya endeksli olmayan, içinde fikirler ve buluşlar olan ve karakterlerin öne çıktığı bir öykü bu. Bence çizgi roman, metin olarak okunduğunda da tatmin edici olmalı. Ama çizgilerle birleştiğinde farkını da göstermeli. Güzel bir hatıramız vardır, herkes bunu anlatamaz, o güzel bir hatırayı maharetle hikâyeleştiren birinin bize hissettirdiklerini verebilmeli çizgi roman.

[Levent Cantek]


En Son Eklenen 5 Röportaj

Uğur B. Sertçelik: “Çizgi Romanın da Bir Mühendisliği Var”
27.07.2010
Deli Gücük çizerlerinden Uğur ile sanat, hayat ve çizgi romanlar hakkında konuştuk....

Ethem Onur Bilgiç: “Çizgi Roman Zor Ama Eğlenceli”
10.07.2010
Deli Gücük albümünün en genç çizeri Ethem Onur ile hayattan, çizerlikten ve İstanbul’dan konuştuk....

Zeynep Ozatalay: "Piyasa İşleri Dışında Projeler Üretmeliyiz"
05.07.2010
Deli Gücük çizerlerinden Zeynep Ozatalay ile çizgi dünyası hakkında konuştuk....

Emre Yüce: “Kolektif Çalışma Öğretici ve Zenginleştiricidir”
01.07.2010
Deli Gücük’ün her iki albümünde de yer alan çizer Emre Yüce ile konuştuk....

Murat Başol: “Bizim Nesil Edebiyatla Anlaşamadı”
18.06.2010
Deli Gücük Alacakaranlık Zamanlar albümünün çizerlerinden biri olan Murat Başol ile konuştuk....