12.09.2005

 

Tübitak ya da Takma…

Münir Alati

Yakın dönemlerin popüler çizerlerinden biri olan Emrah Ablak’ın Tübitak çalışması, ilginç tiplemeleri ve zamanı iyi yakalayan esprileriyle ilgiyi hakediyor.

“Bence Emrah Ablak insanın kendisine yakışanı giymesidir…”
(Bir internet düşünürü)


Bilim ne ölçüde “bize” göre? Cem Yılmaz, bilimi her zaman bir biçimde reddeden bir toplum olduğumuzun altını çiziyor gösterilerinde. “Eğleniriz biz” diyor; “yıllarca bilimsel olarak tam anlamıyla açıklanamamış eşcinselliği berber koltuğuna oturup iki dakikada çözebilen; nükleer bir atığı paspaslarla iten, radyasyondan koşarak kaçılabileceğini zanneden; yurt dışında atom mühendisliği okuyup gelmiş bilim adamına ‘atom karınca’ diye lakap takılacak birisi olması dışında ehemmiyet vermeyen insanların oluşturduğu bir toplumuz…”. Bilgiye aç olan ama bilgiyle yüz yüze gelince onu hemen inkâr eden, ondan kaçan insanlar… Başından çok büyük bir deprem tecrübesi geçtikten hemen sonra, deprem konusunda yetiştirdiği en önemli bilim adamını tanıyan, onun her dediğini dinleyen, not alan ama tehlike geçer geçmez onu “seksi erkek” seçenler… Eğleniyor muyuz gerçekten, yani yalnızca “eğleniyor” muyuz? Hayata nasıl bakıyoruz ki, Konya’ya inen UFO’ya taş atıp küfür ederek yaklaşıyoruz biz? Yoksa bize göre değil mi şu “bilimsellik”?

Emrah Ablak, bilim-bilimsellik ve “biz”le ilgili keyifli öyküler yazıp çiziyordu Lombak’ta. “Tübitak” işte böyle doğdu. Basit çizgileri ve parlak fikirleriyle, özgün mizah tarzıyla karikatürler ve öyküler çizen Emrah Ablak, Tübitak’ta, yerelliğini hemen belli eden, derinlemesine bakmaya gerek kalmaksızın “tanıdık” denilebilecek öyküler anlatıyor okuyucusuna. Tübitak her şeyden önce komik bir öykü. Zorlamalara baş vurmaksızın, “dur şu okuyucuya önemli mesajlar vereyim” demeksizin, bilimsellik konusunda hal-i pür-i melalimizi ortaya koyuyor Ablak Tübitak’ta.

Emrah Ablak, kariyerine Avni’de başladı. Dıgıl, Fos, Parazit, Hıbır, Şebek, Çizgili Pijama, Kadayıf, L-Manyak, Kemik ve Penguen’de çizgi serüvenini devam ettirdi. Oldukça sıkı bir “geyikçi” olan Ablak’ın Tübitak’ı yaratmasında ve hikayelerin sevilmesinde, “Türk”ü ve Türkiye’yi algılamadaki yeteneğinin ve özgün mizah anlayışının payı oldukça fazla oldu.

Tübitak, şu çok önemli icatların yapıldığı, iktidarların “aman başına bizden bir adam yerleştirelim” dedikleri bilim merkezi… Ablak bu merkezi öylesine eğlenceli çiziyor ki, Ablak’ın okuyucusu için “Tübitak” kelimesi önemli bir kurumdan önce eğlenceli öyküleri, temizlikçi Bayram’ı, “arızalı” profesör Azmi’yi çağrıştırıyordur herhalde. Ablak, günde sekiz saat televizyon başından ayrılmayan, bilimden/bilimsellikten pek de haz etmeyen, bilimsel konuları arkadaş arasında ayak üstü çözmeyi yeğleyen (bilhassa cinsellik), icatları topluma sağlayacakları yarardan ziyade parasal değerleriyle algılayan, özetle bilimle pek de alakası bulunmayan bizler(!) için tam da “bize göre” çiziyor.

“Prosör” ya da “prefersor” veya “prefersenör” yani Profesör Azmi Cankuş ile temizlik görevlisi Bayram’ın başlarından geçenler anlatıyor. Ablak’ın Tübitak’ında. Profesör Azmi ve temizlikçi Bayram’ın birlikte yaşamadıkları macera kalmaz neredeyse: Yeri gelir, Bayram biner bir modüle profesörün damarlarında gezinir. Yeri gelir, radyasyona karşı bağışıklık kazanmış Bayram ile Profesör askerlerin hazırladıkları bir roketle Mars’a giderler (gerçi Bayram’ın Mars yüzeyinde kafasına attığı taş yüzünden başlığı delinen profesörün, Bayram tarafından, patlağı bulmak üzere, içi su dolu bir leğene sokulup çıkartılırkenki görüntüsü ülkede biraz hayal kırıklığı yaratır ama olsun Mars’tadır bizimkiler). Çalıştıkları kurumu çılgın bir bilim adamının intikam için koyduğu bombadan kurtardıkları da olur (yine de patlar bomba); insanlığa hizmet adına, inceleme yapmak için mezarlıktan ceset çaldıkları da (mezardan çaldıkları ceset elim bir trafik kazasında canlanır) …

Kiminde dünya üzerinde yalnızca 150 bin litre bulunan ve profesörün sadece 22 santilitre bulabildiği, literatüre “ağır su” diye geçmiş “bilim suyu”nu afiyetle mideye indirir Bayram. Mimindeyse Profesör Azmi’nin kendi elleriyle dört yılda inşa ettiği “parçacık fiziği laboratuarı”nda (Ablak’ın profesör Azmi’nin icatlarına ve yaptığı deneyler sırasında kullandığı araç gerece, ortamlara verdiği isimler, uzay filmlerinde karşılaştığımız türde bilimkurgu isimlerdir: “Parçacık Fiziği Laboratuarı”, “Lahent Pedemi”, “Proton İnhibitörü”, “Relativistik Ağır İyon Çarpıştırıcısı” vs, ancak Star Wars filmlerinin “Işın Kılıcı” kadar tanıdıktır) oluşturduğu alev topunu önce süpürgesiyle söndürmeye çalışır Bayram, söndüremeyince de üstüne işer. Bu esnada üzerine zimmetli devlet malı olan süpürgesi yandığı için öfkelenir de. Annesinin adı verildiği için önce çok kızdığı sonra da duygusal bir bağ kurduğu tavuk, profesörün çalışmaları sonucu başka bir tavuk cinsinden civciv yumurtlayınca dünya paraya mal olmuş o tek örnek civcivin tepesine indirir yumruğunu…

Bir kamu kuruluşunda gece bekçisi olarak çalışan birini tanımıştım. Çalışan kadınların neden belli bir yaştan sonra boşanma oranlarının arttığına ilişkin şu “bilimsel” tespitini dinlemiştim: “Şindii, aha bu kurumda bi gadın var. Aha bu garının herif 130 kilo idi, beyle oküz kimin! Şindi eli para dutunca her gun 130 kilo çeker mi bu gadın? bulunca parayı, takılıyo kafasına gore 60 kilo, 70 kilo, artık Allah ne verdiyse…”.İşte Tübitak’ın, büyük ihtimalle İç Anadolulu, kara yağız, hafif “ablak” suratlı, köylü kurnazı (!), her şeye maydanoz, küfürbaz (Bayram’ın küfürbazlığı, onun komikliği için tamamlayıcı unsurdur. Bayram, küfür eden adam olmasaydı, kendi gerçekliğinden uzak olacaktı Küfür Bayram’da yerelliği ve alt-kimliği vurgular), tembel ve melankolik temizlikçisi Bayram’ı okuyunca bekçi dostumu hatırladım. Sanki yolun ortasında durmuş, kimseye aldırmadan, mal mülk yerinde mi diye donunu çekiştirirken karşılaşabileceğimiz ya da bir devlet dairesine gitsek işimizi ancak keyfi olduğunda yapacağını bize garip bir sırıtma ile hissettirecek o ulu memurlardan birisi gibidir Tübitak’ın Bayram efendisi… Bir kuğuyla kavgaya tutuşabilir Kuğulu parkta? Deney yapmak için soyunmuş bilim adamını “sapık” diye o an dövebilecek hatta kendisiyle sevişmek istediğini düşünüp korkudan ağlayabilecek birisi…

Bayram Efendi, bir kabus, bir baş belasıdır Profesör Azmi’nin hayatında. Tübitak’ta neredeyse tüm öyküler Bayram’ın tahammül edilemez bir adam oluşu ve profesörün tutkulu bilim aşkı üzerine kurulur. Birbirlerine inanılmaz derecede zıt yaratılmış iki karakterin her an karşı karşıya geldikleri kültürel çatışmalar günümüz mizahında da çok sık tekrarlanan bir durumdur. Birbirine uzak kültürlerin toplumun zoraki oluşmuş ortak alanlarında bir araya gelişi ister istemez komik durumlar yaratır. Bayram ile Profesör Azmi karakterleri de aynı bina içinde, çok farklı iki mesleği sürdüren; birbirlerinden çok farklı, birbirlerine çok uzak karakterlerdir. İşte temizlikçi adamla bilim adamının gerçek yaşam koşullarında mümkün gözükmeyen “birliktelikleri” kendiliğinden komiği ortaya çıkartır. Bayram’ın yan karakterler Çaycı Ali Emmi ve halkla ilişkler müdiresi Berrin Hanım ile ilişkileri de kültürel çatışmaların ortaya çıkardığı tezatlıkları destekler. Bayram’ın “concon”, “ciks” kız Berrin’e duyduğu hayranlık neticesi, onunla konuşurken eğilip bükülmeleri, Çaycı Ali Emmi ile sürdürdüğü dedikodu ve akıl danışma seansları kompozisyonu tamamlar niteliktedir. Berrin bir başka üst-kültür grubunu, Çaycı Ali ise Bayram’a çok daha yakın ama Bayramdan farklı olarak daha mazbut bir yaşam tarzını örnekler.

Bayram’ı ilginç kılan bir özelliği de, kendisini sürekli olarak ezilen, aşağılanan biri olarak konumlandırması ancak insanların başına ne bela açarsa açsın kabahati kendisinde görmemesidir. Dikkatsizliği ya da ihmalkarlığı uzun zaman almış bilimsel bir çalışmayı baltalasa da, büyük miktarlarda paranın yok olmasına neden olsa da o hiçbir şekilde suçu üstlenmez, hatta bazen ortada bir suç dahi görmez. Örneğin; çok önemli bir deney sırasında yer çekimsiz ortam odasında ortaya çıkıp deneyi berbat ettiğinde ve Profesör Azmi ona “Senin yerçekimi odasında ne işin var?” diye çıkıştığında Bayram, “Gardeşim bin kez söyledim. Benim sözleşmemde odalar ve bürolar yazıyo.. Bütün odaların temizliği benim üstüme zimmetli” diye cevap verir. Profesör, “Bu oda senin bildiğin odalardan değil” dediğinde de, “O zaman yazın gapının üstüne, ‘Bayram efendi anlamaz yazın. Bayram öküzdür bilmez’ diye yazın…” diye çıkışır. Bayram bununla da yetinmez, bağırıp çağırır hatta ağlar. Bayram’ınki bir idrak sorunu yaşamasından ve pişkinlikten ziyade kendi kültürüne ve sosyal pozisyonuna ilişkin bir “gösteri”dir. Yalnızca profesörle olan ilişkisinde değil, halkla ilişkiler müdiresi Berrin’le ya da Çaycı Ali Emmi ile olan diyaloglarında da bu gösterinin devamı görülür.
Bayram ve Profesörün ilişkisindeki devamlılığı ise profesörün “iyi adam” oluşu sağlar. İnanılmaz derin idealizminin yanında, Profesör Azmi her zaman iyi niyetli ve affedicidir. Bazen kendisini zaptedemeyip Bayram’ın gırtlağına yapışsa da (Bayram uranyum tankında ya da depremsi ortam platformunda uyuduğunda; düğün davetiyesini basmak için girdiği profesörün bilgisayarından, onun çok uzun yıllar sakladığı bir projeyi sildiğinde…) sonunda hep yumuşar ve Bayram’la ilişkisini sürdürür.

Emrah Ablak, Bayram Efendi ile atak ve kendisini ilme vakfetmiş asabi Profesör Azmi’yi öylesine komik çiziyor ki; Tübitak’ı okuyup da keyiflenmemek, Bayram, Profesör ve arkadaşlarını tanıyıp da gülmemek daha önemlisi onları sevmemek imkansız oldu… Ablak, Psiko’da, Superman’de, karikatürlerinde olduğu gibi Tübitak’ta da konuşma balonuna gerek bırakmaksızın güldürecek kadar komik suratlı adamlar, bu adamların başlarından geçen “yerli” ve aksiliklerden kurulu olaylar, bildik “şirinlikler” çiziyor. Emrah Ablak’ın özgün espri tarzı, bizim toplumun kendine has tatlarıyla birleşince leziz bir çalışma çıkıyor.

“Öğrendiğimiz her yeni bilgi, arkasındaki mekaniği, dinamiği; öğrendiğimiz her olgu, bir güven aşılıyor. Bir basamak daha çıkmanın önce mantıksız gelen bir önermeyi birden anlamanın mutluluğu yaşanıyor. Di mi lan?” demiş Emrah Ablak. Di mi ya…Olsun, tespit bazen sadece tespittir. Neyse, ekmek getirin dibini de sıyıralım…



En Son Eklenen 5 İnceleme

James Bond Çizgili Romanları
07.12.2009
James Bond, son yüzyılın popüler mitlerinden biri. Türkiye’de polisiye romanın en ünlü araştırmacısı sayılan Erol Üyepazarcı, Bond’u çizgi romanlarına da değinerek irdeliyor. ...

Rh+ ve Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi
22.01.2009
1993 yılında çıkmış, kısa ömürlü çzigi roman dergilerimizden biri olan RH+ ile ilgili bir döküm yayınlıyoruz....

Hakkım Sana Haram Olsun
16.12.2008
Mizah dergilerimizde tefrika çizgi roman geleneği neredeyse unutuldu. Hakkım Sana Haram Olsun, bu geleneğin son örneklerinden başarılı bir siyasi çizgi roman....

Fevkal Beşer
06.12.2008
Memo Tembelçizer’in Penguen dergisinde “Geçmiş Zaman” adıyla yayınlanan köşesinde önceleri günümüzün dünyasının bundan yaklaşık 100 yıl önceki Osmanlı İmparatorluğuna taşı...

Persepolis: Kederli Kahkaha
25.11.2008
Persepolis, İranlı Marjane Satrapi’nin Fransızca yayımlanmış otobiyografik çizgi romanı. Yakın zamanda çizgi film uyarlaması ülkemizde de gösterime giren Persepolis, yayımlandığ...