Giriş ve metot
İlk bakışta kolay gibi görünse de çizgi romanda aşk temasını incelemenin ya da bir çok çizgi roman kahramanının maceralarını gözden geçirip belli sonuçlara varmanın çeşitli zorlukları vardır. Her şeyden önce konuya hakkını vermenin biricik yolunun örnekleri sıralayıp üzerinde yorum yapmak olduğunu sanmıyorum. Dar bir alanda inceleme yapan araştırmacıya var olan örnekleri irdelemek belli kolaylıklar sağlasa da örneklerin çoğalması sonucunda analiz gittikçe daha çok genişler ve yazın ürünü uzadıkça uzar. Hele karşılaştırmaların sonucunda araştırmacı işin sarpa sardığını görüp bir an önce sonuca gitmek isterse incelemenin bir anda bıçak gibi kesilmesi tehdidi belirir. İncelemenin gereksiz yere şişmesi tehlikesini önlemek için daha az denenen bir metot tercih edeceğim, açıklama yapmaktansa sorular soracağım. Umarım hem rahat okunan, hem de tartışmaya yol açacak nitelikte bir yazı ortaya çıkar.
Yukarda ipuçlarını verdiğim metot önce ana fikirleri belirleyip sonra örnekleri incelemektir. Bu sayede bütünlüklü bir yapı oluşturabileceğimi savunuyorum. Örnekleri seçerken bilindik olmalarına gayret ettim.
Kahramanlık hikâyelerinde kadının rolünü araştıran ve bu konuda yazı yazan bir çok kişi bu olguyu incelemiş ve ilginç sonuçlara varmıştır. Bu tip hikâyelerde kadınların ikinci planda olması, yeri geldiğinde aşkından vazgeçmek zorunda kalan kahramanların varlığı, kavga içinde yaşamayı tercih etmiş kahraman için aşka ayrılacak vaktin olmaması gibi sonuçlara varılmış ve ilginç bir soru sorulmuştur. Kahramanının maceralarında karşılaştığı kadınlar (sevgili, anne, eş, düşman) giderek kartonlaşan, kişiliksiz karakterler haline gelir mi ?
Gereksinimler
Ebedî bekâr ve hiçbir kadınla beraber olmayacağına nerdeyse yemin etmiş Teks için her şey kolaydır. Ancak bir macera süren evliliğinde bizlere Lilith’in varlığını mümkün olduğunca az hissettirse de sonraki yıllarda onu sürekli anmış ve biz okuyucuların aklına hınzırca sorular sokmuştur. Acaba hâlâ gizliden gizliye dönüşünü bekleyen bir kadının özlemini çekiyor mu? Maceralarda böyle bir özleme ait zerre kadar işaret yok. Sanıyorum hikâye yazarları da giderek sadece bir siluetten ibaret kalacak bir eşi tercih etmemiş ve Teks’i ebedî yalnızlığına mahkum etmiştir.
Peki şu kartonlaşma tehlikesi sadece bir siluet ya da gölgeden ibaret kalmak mı oluyor? Kahramanın mekânını paylaşan, yemek yapmasa bile, Mandrake örneğinde olduğu gibi, yapılan yemeklere nezaret eden bir kişinin olması, eve dönen kahramanı rahatlatıp ona sıcak bir ortam sunmaz mıydı? Sanıyorum burada gereksinimler devreye giriyor. Cinselliği hiç katmasak bile kahramanın dönüp dolaşıp geldiği yer olan evinde bir kadının varlığı onun yaşamını konforlu bir hale getirmez mi? Getirir elbet. Üstelik soyunu sürdürüp bilmem kaçıncı Fantom’u bir an önce dünyaya getirmek için Kızılmaske’nin de acilen bir eşe ihtiyacı vardır. Sülale boyu kahramanlık yetileri olan bu seçilmiş insanların yaşantısında bir kadının olmaması düşünülemez. Üstelik son derece güvenli ve düşmanlar tarafından ulaşılmaz olan Kafatası Mağarasında onu bekleyecek, etraftaki tehlikelerden de uzak olacaktır. Birleşmiş Milletler’de aktif bir diplomatik görevi de olan Diana Parker bu tanıma pek uygun olmasa da sonuçta Kafatası Mağarası gibi bir yerde yaşamayı kabul etmiştir. Peki kainat güzelliğinden emekli Narda ve beyaz bikinisi ile havuz başı sahnelerinin olmazsa olmaz öğesi siyahi Karma siluet olmayı hak edenlerin en başında mı geliyor. Söz buraya geldiğinde “bir siluetten ibaret olmayı” ya da “karton bir tip haline gelmeyi” kesinlikle yapısal anlamda eleştirmiyorum. Narda ve Diana Parker kimi zaman maceraların içinde aktif rollerde de bulunmuştur. Siluetlik/kartonlaşma asla bir mekân sorunu değildir. İster evinde yemek pişirip erkeğinin dönmesini beklesin, isterse kimi zaman sevgili eşiyle birlikte kızgın çöllerde su diye inlesin. Siluet/karton olmama aynı yapı taşından meydana gelmekle eş anlamlıdır belki de.
Ortak çözümlere katkı
Çizgi romanda kadın olma olgusunu erkeğin ihtiyaçlarını karşılamak olarak algıladığımızda ona eş vasfını yükleriz. Eş olma vasfı kahramanın yaptığı işten tümüyle bağımsızdır ve bir niteliği yoktur. Eş, kimi zaman kahramanın kotardığı işlerde yardımcı olsa bile bu ona macera arkadaşı olma kimliğini vermez. Diana Parker ve Narda örneklerinin karşısına bence mutlaka Dale konulmalı. Zarkof ve Gordon ile birlikte sac ayağını oluşturan Dale maceraların temel taşıdır çünkü. Hem mesleki bilgi ve becerileriyle, hem de eş vasfının olma ötesinde maceralara katılımıyla Narda ve Karma’dan farklılaşır. Teknik becerisi ve mesleki bilgisi onu zaten ekibin vazgeçilmez elemanı yapar. Başlangıçta Flash Gordon’un tasarımında Dale’nin de aktif bir biçimde mutlaka düşünülüp ona göre davranıldığını iddia etmiyorum. Zaten böyle bir iddiaya da gerek yok. Önce gelen, sonra gelen diye mekanik bir ayırım da yapmıyorum. Sadece ortak çözümlerde maceraya olan katkının önemini anlatıyorum. Ki bu ortak çözümlere katkı, Suzi’nin kaçırılıp Tommiks’in onu haydutların elinden kurtarması ya da Betty’nin onu kaçıran İngilizleri atlatıp Swing ile birlikte onlara karşı tabanca kullanmasından daha önemlidir ve elbette bu türden bildik argümanlardan farklıdır. “Mary Jane ve Peter Parker’ı nasıl yorumlarsın peki?” diye sorabileceklere, aynı şekilde Gambit-Rogue ilişkisini “ekipte doğan aşk” kategorisinde mi inceleyecek acaba diye düşünenlere de rahat olmalarını salık veriyor, yazının bir tür antoloji olmadığını hatırlatıyorum.
Yukarıdaki Gordon örneğine yaklaşan kahramanlardan biri de Karaoğlan’dır. Bayırgülü her macerada yer almasa bile ekipten biridir. Yankesicilik ve hırsızlık marifetiyle hayatını kazanan Bayırgülü için Karaoğlan maceraları korkulacak bir şey değildir. Bizzat Dale gibi maceranın tam merkezinde yer alır. Karaoğlan’la aralarında resmi bir evlilik andı olmamasına rağmen birinci kadın O’dur. Diğer kadınlar ise Bayırgülü yüzünden geçicidir belki. Aynı örneğin daha da aşırısı Nathan Never maceralarında görülür. Aralarında duygusal bir ilgi olduğunu söylemek zor elbet ama Legs Weaver gösterdiği aşırı beceri nedeniyle kendisinin baş kahraman olduğu bir seriye neden olur. Ayrıksı bir örnektir, bir tür baş kahramanlığa terfi söz konusudur.
Korunma ve kollanma iç güdüsü
Kolaycı bir bakış açısı, bazı çizgi romanlarda kadınların ikinci planda kalmasını koru(n)ma içgüdüsü olarak algılar. İtiraf ediyorum, ben de şimdiye kadar kahramanı kadın olan birkaç çizgi roman okumama rağmen, erkeklerin durumunu aklıma getiremiyorum. Acaba Kedi Kadın erkek arkadaşları için bu tür bir duygu hissetmiş midir, bilemiyorum. Ancak ileri yaşı nedeniyle Kinowa’nın yol arkadaşı Annie Dört Tabanca gibileri sanırım korunma ve kollanma iç güdüsünü biraz hafifletiyor. Hiç olmazsa cinsel bir saldırıya karşı caydırıcı bir etkisi var. Rahatlıkla esas oğlanın yanında at sürebilir, tehlikelere atılabilir.
“Ben işimi rahatlıkla göreyim de ayak bağı olan bir kadın yanımda bulunmasın” diyen bir kahraman (ya da öyle düşünen bir senarist) bu koruma ve kollama çabasından kendisini kurtarmış sayılabilir mi? Kaprisleri ve her zaman korunmaya muhtaç yapısı nedeniyle Çiko’yu bir kadından ayıran fark nedir ki? Acaba bunun için midir ki başına başka bir bela almak istemez Zagor? Benzer bir olay şüphesiz Çelik Blek’te görülür. Bir kadının varlığını ayak bağı olarak görür Blek ve ona hayranlık duyan kadınları çevresinden uzaklaştırır. Ancak aynı maceralarda on yaşından biraz büyük bir çocuğun ne aradığı da sorulabilir. En tehlikeli maceralarda bile Rodi yer alır. Nerede kaldı koruma ve kollama duygusu? Rodi’nin yeri avcıların karargahı değil mi? Yoksa Rodi’yi kurtaran cinsiyetinin erkek olması mı? Başka bir kahramanla karşılaştıralım hemen, Teks’in en az kendisi kadar becerikli dostları Carson ve Tiger ile maceradan maceraya koşarken son derece rahat olması ve kimi zaman da hepimizi yadırgatıcı bir cesaretle olayların üzerine gitmesi bu sebepten midir? Ya da Kit Willer, “bakın bu çocuk da babası gibi korkusuz” denerek, aynı endişeyle mi “harika çocuk” kimliğiyle öne sürülür. Kollanmaya ve korunmaya ihtiyacı olmak sırf kadınlar için mi geçerlidir.
Koruma endişesinden dolayı kadınlardan uzak duran bir kahraman da Zembla’dır. Ancak onun kaderi biraz gariptir. Benzeri olan Tarzan ve Akim neredeyse ormanda aşiret kurma yoluna giderken Zembla’nın kadınlardan uzak duruşu ilginçtir. Her fırsatta kendisine kur yapan Gombarlar kraliçesi Takuba’dan fellik fellik kaçması belki Takuba’nın kaprisleriyle açıklanabilir. Ya da özgürlüğüne düşkün Zembla’nın Gombarlar’ın başına geçmesi kendisi için bazı sorunlar yaratabilir. Velakin bir macerasında ormanda kendisi gibi ilkel koşullarda yaşayan genç bir kıza neden ilgi duyduğunu ise anlamak güçtür. Bu macerada Zembla kendisinden umulmayacak bir bağlılıkla “Ormanın Kızı”na aşık olur. Zaten ne bir eksik ne bir fazla. Çelik Blek’in Rodi’si gibi şiddet dolu maceralarda boy gösteren Yeye’nin (8-9 yaşlarında bir çocuktur) varlığını düşünürsek Zembla’nın da benzerleri gibi bir aile kurmasının kime ne zararı vardır o da ayrı bir konu. Beceriksiz Rasmus ile beraber korunacak kişi sayısı üçe yükselir o kadar.
Ortak Anılara Saygı Sendromu
Bir zamanlar çizgi romanlar yazılırken önce çocukların düşünüldüğünü söyleyenler, kadın ve aşk gibi temaların bu yüzden göz ardı edildiğini savunur. Onlara göre en büyük etken budur. Ben buna tercih sorununu da eklemek istiyorum. Sonuçta cinsellikten uzak durmak erdem olarak tanımlanmışsa da zaman içinde bu düşünce de aşılmıştır.
Geç bulup çabuk kaybettim şarkısını hatırlatırcasına sevgili eşi Lilith’le ancak bir macera beraber olan Teks’in karşısına belli bir dönemde hep kadınlar çıkar. Evlenmeden önce de, evlendikten sonra da büyük çoğunluğu kötü olan kadınlarla didişir Teks. İlk dönem maceralarında bu bir Teks klasiğidir. Üstelik kötü kadınların yanı sıra iyilerin tarafında olanlar da çoktur. Matbaacı’nın kızı, çiftlik sahibinin dul eşi, büyücülerin elinden kurtardığı dişiliği ön planda Kızılderili kadınlar hep Teks’in karşısına çıkar. Onlardan faydalanmayı aklından bile geçirmeyen Teks’in önüne her fırsatta bir kadın atmak ise senaristlerin ince bir alayı olsa gerek. Uzun zaman kadınlara karşı kayıtsız kalan bir başka kahraman Zagor’un ise bekarlığından dolayı aralıklarla yelkenleri suya indirmesi hoş görülür. Teks’in eski eşine olan saygısı yüzünden sonsuza kadar cinsellikten habersiz davranması bağışlanır ve Zagor’un ufak tefek kaçamakları okuyucuyu şenlendirir, için için Zagor adına sevinilir.
Fakat eski hatıralara olan saygı her zaman cinsel perhizi gerektirmeyebilir. Judas da Teks gibi vaktiyle sevdiği kadını kaybetmiştir. Ancak gittiği salon-genelev kırması olan yerlerde hayatın zevklerinden bolca yararlanır. Fahişeler yerine statüsü daha yüksek kadınlarla ilişki kurunca da bir zamanlar kaybettiği kadınını hatırlar. Hatta üzüntüsü o kadar derindedir ki, ilişkisi olmasa bile macera içinde yer alan herhangi bir kadının kişiliğinde onu canlandırır. Uğursuzluğu senarist Missaglia tarafından tasdik edilmiştir ki macera içinde yer alan kadınlardan bir çoğu ölür.
Geçmişle her zaman bir bağı olan Dylan Dog’un maceralarında ise işler iyice çığırından çıkar. Ken Parker’in kimi zaman karşısına çıkan kadınlara dayanamadığı göz önüne alınırsa Dylan Dog cinsel çekiciliğini astral güçler sayesinde doruğa ulaştırmıştır. İster iyiler, ister kötüler tarafında olsun, her macerasında bir kadınla ilişkisi vardır. Judas’ı misliyle aştığını söylemeye gerek var mı? Karısıyla ilgili başka tür anıların her zaman rahatsız ettiği Nathan Never ise böyle zorlama ilişkilere gerek duymaz. “Bir Başkasının Gözleri” adlı macerada bir an için kadın müşterisine kendini oldukça yakın hisseder. Kendisini onun evine davet ettirmeye çalışıp red cevabı alır, ancak fazla umursamaz. Anlık isteğin reddedilişi de anlıktır. Ne Dylan Dog gibi ısrarcı olur, ne de Martin gibi hayalini kurar.
Kartonlaşma tehlikesi
Kulver Kalesindeki Suzi’ye hiçbir zaman alerji duymadım. Vahşi batıda görev yapan bir Albayın kızı olması ve yaşları birbirine yakın Tommiks ile beraber duygusal bir yakınlaşma yaşamaları bana hiçbir zaman garip gelmedi. Ancak Betty’nin neden Swing ile beraber adı konulmamış bir birliktelik yaşadığı her zaman soru işareti olmuştur benim için. Betty’yi Ontario kalesine Swing’e olan aşkı dışında bağlayan bir şey yoktur. Ya da vardır da biz okuyucu olarak farkına varmayız. Nedense hep es geçilen Betty’nin milliyetçi duyguları da bir netlik kazandırmaz olaya. Sırf milliyetçilik yüzünden erkeklerle dolu olan kalede yaşamayı kabul etmesi de pek akla yatkın gelmiyor. Şüphesiz başrolde Swing’e duyduğu sevgi var ama resmi bir nitelik taşımayan sevgililik-flört karışımı bu durum Betty’yi hiçbir zaman rahatsız etmez. Turta pişirmekten ve kaleye gelen yabancı kadınları Swing’ten kıskanmaktan başka bir etkinliği/rolü yoktur.
Aynı olayın bir adım ötesi Martin Mystere’in uzatmalı nişanlısı Diana’da görülür. Maceralarda Diana’nın bir zamanlar onun asistanı ve sekreteri olduğundan söz edilir. Üstelik evleri de ayrıdır. Diana bizdeki Sosyal Hizmetler kurumuna benzer bir ofis için çalışır. Sokak çocuklarıyla, sorunlu gençlerle ilgilenir. Artık Martin’in asistanı değildir onun nişanlısıdır. Ancak akla hemen iki soru gelir. Birincisi işleri görece çok artan Martin’in neden sekreteri yoktur artık. İkinci soru Martin’le evlenmeyecek kadar onun yaşantısına alerji duyan Diana neden bazı maceralara karışacak kadar onun peşini bırakmaz. Üstelik ortada garip bir de durum vardır. İlk maceralarda Diana karakteri sadece kıskançlık gösterileri için var görünür. Aynı evi paylaşmadıkları halde Martin’in yaşantısına karışır, onu kendi istekleri doğrultusunda yaşamaya zorlar. Çevresindeki kadınlara iştahlı gözlerle bakan Martin’i sürekli kıskanır ve macera arkadaşı eğer bayansa Martin’i takip edecek kadar işi ileri götürür. Diana’nın bu silikliği Martin’in düşmanlarının da ilgisini çekmez. Martin’e zarar vermek ya da Martin’i bir şeylere zorlamak için Diana’yı kaçırmak pek akıllarına gelmez. Sonraki dönemlerde ise Diana karakteri biraz daha olgunlaşır. Katıldığı maceraların sayısı artar, Martin’in davranışlarına ve ev yaşantısına daha az sinirlenir. Betty ve Kaptan Swing örneğinde olduğu gibi garip bir ilişki vardır aralarında. Modernleşen zamanların etkisiyle Martin’le aralarında cinsel bir ilişki olduğu okura hissettirilse de sonuçta Diana’nın tıpkı Betty gibi karizma bir kahramanı elinden kaçırmak istemeyen bir kadın durumuna düşmesini engelleyemez hikâye yazarları.
Yazının tamamı Serüven 4'te...
En Son Eklenen 5 İnceleme |
|
|
James Bond Çizgili Romanları
07.12.2009
James Bond, son yüzyılın popüler mitlerinden biri. Türkiye’de polisiye romanın en ünlü araştırmacısı sayılan Erol Üyepazarcı, Bond’u çizgi romanlarına da değinerek irdeliyor. ...
|
|
|
Rh+ ve Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi
22.01.2009
1993 yılında çıkmış, kısa ömürlü çzigi roman dergilerimizden biri olan RH+ ile ilgili bir döküm yayınlıyoruz....
|
|
|
Hakkım Sana Haram Olsun
16.12.2008
Mizah dergilerimizde tefrika çizgi roman geleneği neredeyse unutuldu. Hakkım Sana Haram Olsun, bu geleneğin son örneklerinden başarılı bir siyasi çizgi roman....
|
|
|
Fevkal Beşer
06.12.2008
Memo Tembelçizer’in Penguen dergisinde “Geçmiş Zaman” adıyla yayınlanan köşesinde önceleri günümüzün dünyasının bundan yaklaşık 100 yıl önceki Osmanlı İmparatorluğuna taşı...
|
|
|
Persepolis: Kederli Kahkaha
25.11.2008
Persepolis, İranlı Marjane Satrapi’nin Fransızca yayımlanmış otobiyografik çizgi romanı. Yakın zamanda çizgi film uyarlaması ülkemizde de gösterime giren Persepolis, yayımlandığ...
|
|
|
|