05.06.2005

 

Bir Ağustos Gününde Angoulême’den İzlenimler

Kemal Reha Kavas

Çizgi romanın başkenti sayılan Fransa’nın Angoulême şehrini ve ünlü müzesini gezen Kemal Kavas izlenimlerini anlatıyor.

Geçtiğimiz Ağustos ayında dil eğitimi için Paris’te yaz okulunda bulunduğum sırada bir çizgi roman meraklısı olarak uzun süredir adını duyduğum, çizgi roman müzesi ve araştırma merkeziyle ünlü ve dünyanın çizgi roman başkenti olarak kabul gören Angoulême kentini görmek istedim. Haritaya bakınca epeyce uzak görünen (Güneybatı Fransa’da Paris-Bordeaux tren hattı üzerinde bulunan) bu kente günübirlik gidip gelmek hızlı tren sistemi sayesinde mümkün oldu. Angoulême hakkında bu kısa ziyaret esnasında edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Çizgi roman severler haricinde pek kimse tarafından adı sanı duyulmamış olan bu kent hakkında genel bir bilgi edinmek için (günümüzde hemen herkesin yaptığı gibi) internete başvurdum. Konumuzla doğrudan ilgili olmasa da sık değinilen tarihi bir olay olması nedeniyle tesadüfen karşıma çıkan ilginç bir malumattan bahsetmeden geçemeyeceğim. Meğerse Kanuni Sultan Süleyman’a mektup yazarak yardım çağrısında bulunan meşhur kral François’in soyu da Angoulême kontlarına dayanmaktaymış. Günümüzde turistik çekim gücü tartışılır seviyede olsa da Angoulême’in köklü bir tarihi olduğu gerek mimari dokusundan gerekse kentin 800 yaşına basmış olmasından anlaşılabilir. Belediyenin resmi internet sitesinin kent için yaratmaya çalıştığı imaj ise “festivaller kenti” kavramı üzerine oturtulmuş durumda. Kentteki turizm faaliyeti gelenekselleşmiş olan altı adet festivalle canlandırılmaya çalışılıyor.

Sözü edilen festivallerin uluslararası ortamda en çok isim yapmış olanı 1972’den beri düzenlenmekte olan Angoulême Uluslararası Çizgi Roman Festivali (Angoulême Festival International de la Bande Dessinée). Festival sırasında çizgi roman dünyasında son bir sene içerisindeki gelişmeler tartışılıyor ve sonunda da her sene “yılın çizgi romanı” ödülü sahibini buluyor. Festivali düzenleyen kurum ise Angoulême’de 1989’den beri faaliyet gösteren “Ulusal Çizgi Roman ve Görüntü Merkezi” (Centre National de la Bande Dessinée et de l’Image) Merkez kurulmadan önce organizasyonu Angoulême Müzesi bünyesindeki çizgi roman bölümü üzerinden yürütmüş. 15. yılını kutlayan merkezin amacı kenti dünyanın çizgi roman başkenti haline getirmek. Serüven’in ikinci sayısından hatırlayacağınız gibi bu kurumda bilimsel danışmanlık görevini yürüten Jean-Pierre Mercier geçtiğimiz Mart ayında Ankara Resim Heykel Müzesi’nde düzenlenen ve gelenekselleştirilmesine çalışılan çizgi roman sergisi ve atölye çalışmaları vesilesiyle ülkemizi ziyaret ederek Fransa’daki gelişmeleri bizlerle paylaşmıştı. Başka bir nedenle Fransa’da bulunduğum süre içerisinde yaptığım Angoulême kaçamağının kendi adıma gayri resmi bir iade-i ziyaret olacağını umarken daha sonra Mercier’in Fransızlar’ın çoğu gibi Ağustos ayını tatil için seçmiş olduğunu öğrendim. Bu durum gezimin bilgilenme boyutunu epeyce sekteye uğrattıysa da ziyaretimden en yüksek derecede yararlanabilmek için çabaladım.

Ağustos ayı Fransa’yı güneybatı- kuzeydoğu ekseninde kesen uzun tren hattının iki ucunda bulunan Paris ve Bordeaux için gerçekten çok hareketli geçiyor. Bu ay Fransızlar tarafından tatil ayı olarak kabul edildiği için Türkiye’de pek de alışık olmadığımız bir şekilde esnaf bile en turistik mevsimde bir ay süreyle kepenkleri kapatıp kapısına tabela asarak başkentten kaçıyor. Ününü şarap üretimimden almış olan Bordeaux’da ise Temmuz ve Ağustos aylarında şarap festivalinin yarattığı hareketlenme yaşanıyor; etkinlikler coğrafi nedenlerle turistik çekim gücü olan kenti daha da cazip hale getiriyor.

Dört saat kadar süren yol sonrası Angoulême garına vardığımda nasıl bir ortamla karşılaşacağımı heyecanla bekliyordum. Çizgi roman mevsimi olmadığı internetteki festival programından zaten anlaşılmaktaydı. Gün içinde de şehir çok sessiz ve sakindi. Sırtımdaki büyükçe çanta ve boynumdaki fotoğraf makinesiyle çevremdeki insanlarda epey ilgi uyandırmış olmalıyım. Bunu daha sonra kentin içini gezerken de hissedecektim. Galiba Ağustos ayında pek de turist görmeye alışık değillerdi. Paris’e dönüş biletimi ayarlamak için görevliye “size bir yer sorabilir miyim?” diyerek yaklaşınca derdimi anlatmama fırsat bırakmadan çizgi roman merkezinin yerini tarif etmeye başladı. Bir turistin burada ne aradığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Çizgi roman merkezine gitmeden önce kent meydanında ve ana caddelerde yaptığım yürüyüşlerde bazı apartman cephelerinin bina ölçeğine getirilen devasa çizgi roman sayfalarıyla süslenmiş olduğunu gördüm. Kentin yaşam kaynağının “dünya çizgi roman başkenti” temasına bağlanmış olduğu gözlenebiliyordu.

Tren Garından çıkarak kentin etrafında kurulduğu nehir boyunca süren yirmi dakikalık yürüyüş sonrasında kendimi bir anda aradığım binanın karşısında buldum. Bir anda diyorum çünkü sert bir virajın ağzında konumlanmış olduğu için yaklaşırken sürpriz etkisi yaratıyor. Özellikle de yapıyı dıştan saran kemerli pencerelerle dolu ve nitelikli bir taş işçiliğiyle örülmüş uzun ve eski duvarın arkasına yerleştirilmiş yeni binanın cam ve çelik giydirme cephesinin sabah güneşiyle yarattığı parıltılar görünmeye başlayınca içimi bir heyecan sardı. Bahsettiğim eski duvar kimi yerlerde yeni bina için bir sınır olarak kullanılmış ve önünden geçen karayolundan fiziksel olarak ayıran bir eşik oluşturmuş. Merkez yapılmaya başlanırken orada halihazırda bulunan bu duvar parçalarına saygıda kusur edilmeyerek eskiyle yeninin hoş bir beraberliği amaçlanmış olsa gerek. Bu benim içeri girmeden önceki ilk düşüncem oldu. Mercier’in yokluğu sebebiyle bende mesleki bir merak uyandıran bu konuda bilgi alamadım.

Ana girişin karşısından yaya ve taşıtları içeri alabilmek için kesintiye uğratılmış duvarın sınırını geçerek ana avluya girdiğimde henüz vaktin erken olduğunu fark ettim. Saydam özellikteki cephe sayesinde içeride çalışanların yoğun bir faaliyet içerisinde oldukları hissedilse de merkezin halka açılışına daha bir saat vardı. Ben de aradaki vakti bu yazıya eşlik eden ve yapının yola bakan ön cephesini anlatan eskizle uğraşarak değerlendirdim. Vakit gelince iç mekanı incelemeye koyuldum. İçerideki rampa ve merdiven gibi düşey dolanım araçlarıyla oluşturulmuş karmaşık mekan kurgusunun birbirinden içerik ve işlev olarak çok farklı olan sergi salonlarının ayrıştırılması amacıyla başarılı bir şekilde kullanılmış olduğunu belirtmek istiyorum. Girişin hemen sağında bulunan kitapçı, merkezin kendi yayınlarının da bulunduğu çok zengin bir çizgi roman (ve çizgi romanı konu edinen araştırma) çeşitliliği sunuyor. En üst kattaki kütüphane için de aynı şey geçerli. Kütüphaneye üye olarak buradan ödünç kitap almanız mümkün. Ayrıca bu mekan, ferahlığı ve doğal ışık kalitesiyle keyifli bir okuma ve araştırma ortamı sunuyor. Sabahın erken saatleri olmasına karşın kütüphanede yaşanan doluluk bu düşüncemi doğruluyordu.

Bir çizgi roman meraklısının burada kendini (günlerce) kaybetmesinin işten bile olmadığını söyleyebilirim. Ağırlığını Fransızca konuşulan ülkelerde üretilmiş olan eserlerin oluşturduğu ve beni zenginliğiyle derinden etkileyen çizgi roman koleksiyonu gerek eser gerek yazar ve çizer adı göz önüne alarak arama imkanı sunan bir veri tabanıyla da takviye edilmiş durumda. Güncel eserlerin yanı sıra sizi çocukluğunuza döndürebilecek sayıları da bulmanız sağlanmış. Kütüphane içerisindeki yaş ortalamasının epey küçük olması dikkatimi çekti. Bu belki de içeride kulaklıkla çizgi film izleme olanaklarının sağlanmış olmasından kaynaklanıyor olabilirdi. En üst ve en alt katlardan bahsetmişken ortada kalan iki katı atlamamam gerekir. Buralarda birbirinden bağımsız çizgi roman ve fotoğraf sergileri tasarlanmış.

Kurgulanmasında Jean-Pierre Mercier’in de yer aldığı ve karanlık mekanlarda ışık oyunları kullanılarak oluşturulan en büyük sergi dünyaca ünlenmiş çizgi roman kahramanlarını kategorize ederek onları bir soyağacı içerisinde konumlandırma amacını taşımaktaydı. Bu sergide meraklısı için paha biçilmez değerde olan ünlü çizgi roman sanatçılarının ellerinden çıkmış orijinal taslak eskizlerini görmek de mümkündü. Örneğin Tenten’in bilinen maceralarından birinin herkesin ilk görüşte hatırlayacağı bir sayfasının ilk eskizlerinin sayfanın bugün piyasada yayınlanan renkli haliyle yan yana eşleştirilerek sergilenme şeklini çok başarılı buldum. Yaratma anındaki çizginin dinamizmini hissetmek ve çizerin o hepimizin bildiği son ürününe varana kadar ne tür tereddüt ve karar aşamalarından geçtiğini çizgisinden takip edebilmek benim gibi çocukluğundan beri çizme iddiası taşıyan, Tenten, Asteriks ve Red Kit gibi klasikleri yakından takip etmiş olan bir meraklı için de eşsiz bir deneyim halini aldı. Sergideki eserler arasında kaybolmuş olduğumu fark ettiğimde merkezin kapanmasına çok az vakit kalmıştı.

Paris’te geçirdiğim bir ay ve Angoulême’deki bu kısa deneyimden çıkartabileceğim sonuç çizgi romanın her yaş grubuna ait ortalama Fransız’ın hayatında önemli bir yer teşkil ettiğidir. Paris’teki ilk günlerimde Sen nehri kıyısının kenarına yerleşmiş sahaflardaki çizgi roman oranının yüksekliği ve çeşit zenginliği dikkatimi çekmişti. Şehri daha çok tanımaya başladıkça Paris’in merkezindeki prestijli Saint-Germain ve Saint-Michel gibi bulvarların üzerinde sadece ve sadece çizgi roman ve buna bağlı maket, oyuncak ve kırtasiye gibi ek ürünler sunan mağazaların bolluğunun da farkına vardım. Toplumdan bu konuda yoğun bir talep olduğu sunulan eserlerde kağıttan tutun da grafik özelliklere ve içeriğe varana kadar her boyutunda ortaya konan kaliteden kendini açıkça belli etmekteydi. Hiç de ucuz sayılamayacak sert kapaklı albümlerin sadece çizgi roman üzerine uzmanlaşmış kitapçılardan değil, aynı zamanda tren garlarındaki, metro istasyonlarındaki ve hatta süpermarketlerdeki kapsamı ve ölçeği çok daha sınırlı olan kitap reyonlarından da temin edilebildiğini görmek şaşırtıcıydı. İçerik ve grafik ifade biçimleri açısından büyük çeşitlilikle karşılaşıyordunuz: Boş vakitleri hoş hale getirebilecek olanlardan insanoğlunun zihnini çağlardır meşgul etmiş felsefi konuların irdelendiği çalışmalara ve hatta çizgi romanı bir sanat objesi haline getirmeye çalışan yaklaşımlara varana kadar geniş bir yelpazeden söz ediyorum.

Fransa’da yaşadığım deneyimin çizgi roman kültürü edinme ve daha farklı boyutlarıyla kişisel gelişimimde çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Bir senedir öğrendiğim Fransızca’da aşama kaydetmemde çizgi roman merakımın önemli katkısı oldu. Dil öğrenmede metne eşlik eden görselliğin çok faydalı olduğu bir gerçek ve bence çizgi roman ürünleri bunu çok güzel sağlıyor. Batı Avrupa’ya yolu düşen herkese Angoulême’i ziyaret etmelerini tavsiye ederim. Günümüzde hızlı tren sisteminin haritalardan okunan uzaklıkları parçaladığı bu bölgede mutlaka bir günü böyle bir ziyarete ayırmaya değer.



En Son Eklenen 5 İnceleme

James Bond Çizgili Romanları
07.12.2009
James Bond, son yüzyılın popüler mitlerinden biri. Türkiye’de polisiye romanın en ünlü araştırmacısı sayılan Erol Üyepazarcı, Bond’u çizgi romanlarına da değinerek irdeliyor. ...

Rh+ ve Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi
22.01.2009
1993 yılında çıkmış, kısa ömürlü çzigi roman dergilerimizden biri olan RH+ ile ilgili bir döküm yayınlıyoruz....

Hakkım Sana Haram Olsun
16.12.2008
Mizah dergilerimizde tefrika çizgi roman geleneği neredeyse unutuldu. Hakkım Sana Haram Olsun, bu geleneğin son örneklerinden başarılı bir siyasi çizgi roman....

Fevkal Beşer
06.12.2008
Memo Tembelçizer’in Penguen dergisinde “Geçmiş Zaman” adıyla yayınlanan köşesinde önceleri günümüzün dünyasının bundan yaklaşık 100 yıl önceki Osmanlı İmparatorluğuna taşı...

Persepolis: Kederli Kahkaha
25.11.2008
Persepolis, İranlı Marjane Satrapi’nin Fransızca yayımlanmış otobiyografik çizgi romanı. Yakın zamanda çizgi film uyarlaması ülkemizde de gösterime giren Persepolis, yayımlandığ...