Türün ilk örneklerinin okur tarafından gördüğü ilginin yanısıra, Türkiyede yapıldığı şekliyle tarihi çizgi romanların kolay üretilebilirliği, yazar-çizerlerimizin tarihi çizgi romanlara yönelmelerinin sebeplerindendir. Eline kılıç, altına at çizilen ve akılda kalır bir isim uydurulan (Kara ile başlayanlar, Oğlu diye bitenler daha makbuldür) her figürün anında çizgi roman kahramanına dönüştüğü bir tür olarak görülmüştür Türkiyede tarihi çizgi romanlar. Konu bakımından da bir sıkıntı yoktur; yaklaşık 1000 yıldır aynı topraklarda yaşamanın ötesinde Orta Asyaya kadar uzanan uçsuz bucaksız bir coğrafya vardır çizgi romancının elinin altında. Sahiplenilen Türklük mirasının akıl almaz bir süreyi ve coğrafyayı kapsaması nedeniyle, okurun tarih konusunda çizgi romancıdan daha fazla bir bilgisinin olmaması işi daha da kolaylaştırır: Birincil olarak Türklükün ikincil olarak Müslümanlıkın yüceltildiği her öykü okurun kabulüdür. Bu kolay formül uygulanarak üretilen sayısız çizgi roman, yüksek tirajlı gazetelerden mahalli gazetelere, haftalık çizgi roman dergilerinden çocuk dergilerine kadar, geniş bir yelpazede kendine yayınlanacak bir köşe bulmuştur. Malesef üretimde görülen çokluk kaliteyi ve çeşitliliği yaratamamış, türün ilk örnekleri tarafından belirlenen karakterlerin, konuların ve dilin dışına genellikle çıkılamamıştır.
Türün ayrıksı örneklerinden biri 1 Haziran 1981 tarihinde Cumhuriyet Gazeteside yayınlanmaya başlar. İsmail Gülgeç tarafından hazırlanan çizgi roman, Memo isimli kahramanın ilk -ve tek- macerası Kutsal Kaledir. Gülgeç daha ilk sayfalarda bilinen tarihi çizgi romanların (daha doğrusunu Suat Yalazın Karaoğlanın sunumunda çok güzel bir şekilde ifade ettiği üzere Baştan Başa Resimli Tarihi Türk Romanlarının) izinden gitmeyeceğini belli eder: Çizgi romanın ilk karelerinde, günümüz Anadolusunda, köylülerin Kutsal Kale ismini verdiği, yıkık dökük bir kale betimlenir. Çizgi romanlarda pek rastlanmayan yazarın sesinden, her olay hakkında bir efsane, bir türkü yaratan Anadolu insanının bu kale hakkında konuşmak istemediği okura bildirildikten sonra, öykü 16. yy Anadolusunda, Kamburtepe Köyünden üç köylünün haksız yere Sülünzade Emir Paşa tarafından idam edilmesiyle başlar. Köylüler Emir Paşanın adamı Ökkeş Paşanın topladığı vergilerden iyice yoksullaşmalarına rağmen dişlerini sıkmış ama Ökkeş Paşanın evlatlığının köyün kadınlarına musallat olması üzerine onu öldürmüştür. Emir Paşa bu olayda Ökkeş Paşaya arka çıkmış ve olayları anlatmak için yanına gelen üç köylüyü idam ettirmiştir. Bu olaydan bir kaç hafta sonra Ökkeş Paşanın adamları Kamburtepe Köyünü yakıp yıkar, köylüler halkın sevdiği ve güvendiği az sayıdaki paşadan biri olan Murat Paşaya (ki Memo da onun adamıdır) sığınır. Daha fazla kan akmasını istemeyen köyün büyüğü Baba İshak, Murat Paşayı köyü eşkiyaların bastığına, Ökkeş Paşanın bu işle bir ilgisi olmadığına inandırmaya çalışır. İşin aslını öğrenmek isteyen Murat Paşa, Memoyu da yanına alarak Emir Paşanın kalesine gider. Murat Paşanın Emir Paşadan aldığı cevap köylülere verilenle aynıdır: Ökkeş Bey (Paşa ve Bey ünvanları öyküde zaman zaman birbirinin yerine kullanılmaktadır) hakkındaki suçlamalar asılsızdır, asıl suçlu haddini bilmeyen köylülerdir. Bu arada Memo, Emir Paşanın kızı Sultan sayesinde, Ökkeş Paşanın yanında küpler dolusu altınla İstanbula gittiğini öğrenir. Memo ve can yoldaşı Balaban, Ökkeş Paşanın ne yapmak istediğini öğrenmek için peşinden İstanbula doğru yola çıkar. Ancak ona yetişmeleri mümkün olmaz, Ökkeş Paşa İstanbulda Vezir Rüstem Paşanın huzuruna çıkmış ve Emir Paşanın hediyesi olan altını sunmuştur. Bu cömert hediyenin karşılığı Vezir tarafından hemen verilir; Emir Paşaya tüm bölgenin yönetimini devreden padişah fermanı, Vezir Rüstem Paşanın Emir Paşaya yazdığı özel bir mektup ve güzeller güzeli bir cariye (Nergis Hanım). Hediyelerle birlikte Vezir Rüstem Paşanın yanından ayrılan Ökkeş Paşa, sarayın içinde Memo ile karşılaşır. Çıkan arbedede padişahın fermanını ve vezirin özel mektubunu kimseler görmeden Cariye Nergis Hanım alır. Mektubu ve fermanı çaldığı sanılan Memo kısa süre sonra yakalanıp zindana atılır ama burada fazla kalmaz, saraydaki tanıdıkları tarafından kurtarılır. İstanbulun kabadayılarından Deli Aznavur sayesinde İstanbuldan kaçmayı başaran Memo, Murat Paşanın yanına dönmek üzere yola koyulur. Ancak İstanbulda Ökkeş Paşa ve Vezir Rüstem Paşa boş durmaz, padişahtan Memonun görüldüğü yerde katli için yeni bir ferman alır: Memo artık Murat Paşaya sığınamayacaktır. Eşkiya ilan edilen Memonun dağa çıkmaktan başka çaresi kalmamıştır, Ökkeş Paşa İstanbuldan istediğinden bile fazlasını elde etmiş ve Emir Paşaya tüm bölgenin yönetimi verilmiş, içinde ne yazdığını kimsenin bilmediği bir mektup, Cariye Nergis Hanımın (öykünün sonraki sayfalarında bu ilk isim unutulacak ve aynı karakter için Belkıs Hanım ismi kullanılacaktır) eline geçmiştir. 30 Haziran 1981 tarihinde yayınlanan 30. Sayfa ile Birinci bölüm öyküyü bu noktada bırakarak sona erer.
Öykünün ikinci bölümünün yayınına 6 Aralık 1981 tarihinde başlanır. Dağa çıkan Memo yanındaki adamları ile birlikte köylüyü ezen paşalara, beylere, ağalara karşı baskınlar yapmakta onlardan aldıklarını köylülere dağıtmaktadır. Durumdan rahatsız olanlar Memonun ve ona yardım eden Murat Paşanın ortadan kaldırılması için Emir Paşadan yardım ister. Emir Paşa, Ökkeş Paşayı Memonun üzerine salar. Bu arada Ökkeş ve Emir Paşanın zulmünden kaçan köylüler dağa çıkıp Memoya katılmaya başlamıştır. Gelenlerin arasında Ökkeş Paşanın kızı Türkan Hanım ile aşk yaşayan bir genç de vardır. Memo gencin kendisine katılmasına izin vermez. Memo tarafından reddedilen genç, Ökkeş Paşanın kalesine gizlice girmeye çalışırken yakalanır ve idam edilir. Ökkeş Paşanın kızı Türkan Hanım da kendini kaledenin burçlarından atarak intihar eder. İki aşığın başına gelenler köylünün Ökkeş Paşaya duyduğu öfkeyi daha da artırır ve Ökkeş Paşanın adamlarından Gavur Gafur pusuya düşürülüp öldürülür. Bu olaydan sonra Ökkeş Paşa daha da saldırganlaşır, sayısız köy yerle bir edilir ve Murat Paşa çıktığı bir av gezisinde öldürülür. Köylünün çektiği eziyet dayanılır gibi değildir ancak Memonun tüm ısrarlarına rağmen Baba İshak köylüyü büyük bir kavgaya sokmaktan kaçınır; köylü henüz kavgaya hazır değildir. Sonunda Memo, Ökkeş Paşanın kalesini ele geçirmekten başka çare kalmadığına karar verir. Ökkeş Paşanın adamları tarafından babası öldürüldükten sonra Memoya katılan Zeynonun sayesinde kaleye bir giriş yolu bulunur. İşler biraz ters gitse de Ökkeş Paşanın kalesi köylüler tarafından ele geçirilir. Üstelik birinci bölümde Rüstem Paşa tarafından Emir paşaya gönderilen ve içinde pekçok kişinin kellesine mal olacak bilgiler bulunduğu vurgulanan özel mektubu saklayan Cariye Nergis Hanım da ele geçirilen kalededir. 14 Ocak 1981 tarihinde yayınlanan 40. sayfasıyla Kutsal Kalenin ikinci bölümü okurun kafasında pek çok soru bırakarak sona erer.
Memo konu bakımından olmasa da konunun sunuluş şekliyle Türkiyede benzeri olmayan bir tarihi çizgi romandır. Kötü yöneticiler ve vergiler yüzünden ezilen köylüler türün en uzun soluklu örneği Karaoğlanın maceralarında da (Demir Maske, Banı Çiçek) görülür. Genel olarak da, diğer tüm kahramanlar gibi, tarihi çizgi roman kahramanları haksızlığa karşı ezilenlerin yanında, zalimlerin karşısında yer alır. Gülgeçin çalışmasını farklı kılan Anadolu insanının çektiklerinin sadece kötü bir yöneticiye bağlamaması, tüm devlet düzeninin bozulmuşluğunun vurgulanmasıdır; Kutsal Kalede sadece Türkler vardır, ezilen de ezen de Türktür. Öyküde sık sık, açgözlülüğün ve rüşvetin İstanbula kadar dayanan bir zincir olduğu, İstanbulda altınla herşeyin alınabileceği, Osmanlı İmparatorluğunun Anadoluyu çoktan unuttuğu vurgulanır. Emir Paşa ve Ökkeş Paşa gibi yetkisini kişisel hırsları için kullanarak köylüyü ezenler, onlara bu gücü veren bir düzenin sıradan ve önemsiz parçalarıdır sadece. Köylünün uğradığı haksızlıkların sona ermesi de gene türün bilindik klişelerine göre gerçekleşmez; öykünün kahramanı bir gece kötü adamların karşısına dikilip cezalarını vermez ya da yalın ayaklı köylüler birden bire artık yeter deyip topyekun isyana kalkışmaz. Tarihi çizgi roman geleneğinin ürettiği klişelerden uzak durmaya özen gösteren Gülgeç, Anadolu insanının başına gelen felaketler, uğradığı haksızlıklar karşısındaki kaderciliğini ve haklı bir kavgaya girişmekte bile gösterdiği tereddütü oldukça gerçekçi bir şekilde anlatır. Bir kahraman olarak Memo da öykünün genel atmosferine uygun olarak sunulur okura; üstün yeteneklere sahip yenilmez bir savaşçı değildir Memo, öykü boyunca düştüğü zor durumlardan hep başkalarının yardımıyla kurtulur. Memo haksızlığa hayır deme cesaretini gösteren ve bir amaç için köylüyü çevresinde toplayabilen bir karakterdir ama tek başına bir kurtarıcı değildir. Görünüş olarak da erkek güzeli tarihi çizgi roman kahramanlarına benzemez, iri yarı, geniş alınlı, sakallı ve biraz kara kavruk, bir çizgi roman kahramanı için fazlasıyla sıradan bir tiptir. Öykünün ilk sayfalarında, Emir Paşanın kızı Sultan Kız ile aralarında bir aşk olduğu imasında bulunulsa da bu konuya bir daha dönülmez, tarihi çizgi romanlarımızda sıkça rastlanan yatak sahneleri Memoda yer almaz.
Kutsal Kalenin tarihi çizgi roman geleneğine uzak duruşunun sebeplerini, çizgi romanın yayınlandığı gazetede ve Gülgeçin politik duruşunda aramak doğru olacaktır. İnsanların bıyıklarına kadar politikleştiği, herkesin sağ ya da sol ama mutlaka bir safta yer alması gereken 1970-1980 döneminde tarihi çizgi romanlar Türkçü ve İslamcı söylemleri nedeniyle, doğal olarak, sağ eğilimlere yakın görülmesine rağmen Memo solcu bir gazete olan Cumhuriyette yayınlanır. Yayınlandığı gazetenin politik duruşuyla çizgi roman uyum içindedir. Asla bir bireysel kahramanlık öyküsüne dönüşmeyen Kutsal Kalede asıl anlatılan Memonun kahramanlıkları değil, köylünün (ezilenlerin) Ökkeş Paşa ve adamlarına (ezenlere) karşı birleştiklerinde yapabilecekleridir: Ökkeş Paşanın kalesinin ele geçirilmesi için, kadın, erkek, yaşlı, genç birlik olmuştur. Köylü fakirdir ve bu yüzden güçsüzdür, güçsüz olduğunun farkındadır ve bu yüzden korkaktır. Gene de kendine bir düzen kurmuş (daha doğrusu kurulu düzende kendine biçilen rolü kabullenmiş) yaşayıp gitmektedir. Onun bu korkudan kurtulabilmesi ve harekete geçmesi için kaybedecek hiçbir şeyinin kalmaması (babasının öldürülmesi, köyünün yakılması, sevdiğinin elinden alınması) gerekmektedir. Ancak o zaman bu adaletsiz düzenin bir parçası olmaktan vazgeçip dağa çıkacak, bir araya gelecektir. Kutsal Kalenin en ilgi çekici yönlerinden biri, köylülerin Ökkeş Paşanın otoritesine/gücüne karşı çıkabilecek cesareti gösterdikleri iki olayda da ortada kadın/sevda meselesinin olmasıdır. İlk karşı koyuş Ökkeş Paşanın evlatlığının köyün kadınlarına musallat olması üzerine, ikincisi ise Ökkeş Paşanın kızı Türkan Hanım ve aşığının ölümleri üzerine gerçekleşir. Gerçi Ökkeş Paşaya karşı doğrudan bir başkaldırı yoktur, sadece onun adamları öldürülür/cezalandırılır. Yüzyıllardır itilip kakılan, açlığa, sefalete terkedilen köylüler sadece bu konuda (namus/kadın/sevda) hiçbir otorite tanımamaktadır. Her iki olay da bir yandan öyküdeki karakterleri sadece itişip kakışan birer figür olmaktan çıkarıp onlara psikolojik bir derinlik vermekte, bir yandan da köylüler ile Ökkeş Paşa arasındaki gerilimi ustalıklı bir şekilde okura yansıtmaktadır. Kutsal Kalenin konusundaki farklı/solcu duruş, Gülgeçin dili kullanımında da göze çarpar: Tarihi çizgi romancılarımızın kullanmayı sevdikleri çaşıt, ağu, bıldır gibi kelimelere öyküde yer verilmez, kavga, uğraş gibi kelimelerin yerine sol jargona uygun dava kelimesi tercih edilir. Gene aynı tavrın bir uzantısı olarak Allah kelimesi ne köylülerin ne de paşaların, beylerin ağzından duyulmaz, onun yerine Tanrı kelimesi kullanılır. Öyküde eski dilde kullanılan tek kelime, neredeyse her konuşma balonunda bulunan, bredir. Çizgi romanlar dışında pek de kullanılmayan üç beş eski kelimenin Kutsal Kalede kullanılmaması bir eksiklik olarak görülemezse de 16. yy Anadolusunda insanların Allah yerine ısrarla Tanrı demesi, öykünün tarihi atmosferini zedelemektedir.
Yazının tamamı Serüven, Çizgi Roman Araştırmaları Dergisi 2'de...
En Son Eklenen 5 İnceleme |
|
|
James Bond Çizgili Romanları
07.12.2009
James Bond, son yüzyılın popüler mitlerinden biri. Türkiyede polisiye romanın en ünlü araştırmacısı sayılan Erol Üyepazarcı, Bondu çizgi romanlarına da değinerek irdeliyor. ...
|
|
|
Rh+ ve Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi
22.01.2009
1993 yılında çıkmış, kısa ömürlü çzigi roman dergilerimizden biri olan RH+ ile ilgili bir döküm yayınlıyoruz....
|
|
|
Hakkım Sana Haram Olsun
16.12.2008
Mizah dergilerimizde tefrika çizgi roman geleneği neredeyse unutuldu. Hakkım Sana Haram Olsun, bu geleneğin son örneklerinden başarılı bir siyasi çizgi roman....
|
|
|
Fevkal Beşer
06.12.2008
Memo Tembelçizerin Penguen dergisinde Geçmiş Zaman adıyla yayınlanan köşesinde önceleri günümüzün dünyasının bundan yaklaşık 100 yıl önceki Osmanlı İmparatorluğuna taşı...
|
|
|
Persepolis: Kederli Kahkaha
25.11.2008
Persepolis, İranlı Marjane Satrapinin Fransızca yayımlanmış otobiyografik çizgi romanı. Yakın zamanda çizgi film uyarlaması ülkemizde de gösterime giren Persepolis, yayımlandığ...
|
|
|
|