18.07.2006

 

Cumhuriyet Gazetesi Sunar: Memo, Kutsal Kale

Tanyel Ali Mutlu

Yarım kalmış bir çalışma olmasına rağmen Kutsal Kale, çizgi ve anlatım olarak Türkiye’de üretilen en özgün çizgi romanlardan biri.

Türün ilk örneklerinin okur tarafından gördüğü ilginin yanısıra, Türkiye’de yapıldığı şekliyle tarihi çizgi romanların kolay üretilebilirliği, yazar-çizerlerimizin tarihi çizgi romanlara yönelmelerinin sebeplerindendir. Eline kılıç, altına at çizilen ve akılda kalır bir isim uydurulan (Kara ile başlayanlar, Oğlu diye bitenler daha makbuldür) her figürün anında çizgi roman kahramanına dönüştüğü bir tür olarak görülmüştür Türkiye’de tarihi çizgi romanlar. Konu bakımından da bir sıkıntı yoktur; yaklaşık 1000 yıldır aynı topraklarda yaşamanın ötesinde Orta Asya’ya kadar uzanan uçsuz bucaksız bir coğrafya vardır çizgi romancının elinin altında. Sahiplenilen Türklük mirasının akıl almaz bir süreyi ve coğrafyayı kapsaması nedeniyle, okurun tarih konusunda çizgi romancıdan daha fazla bir bilgisinin olmaması işi daha da kolaylaştırır: Birincil olarak “Türklük”ün ikincil olarak “Müslümanlık”ın yüceltildiği her öykü okurun kabulüdür. Bu kolay formül uygulanarak üretilen sayısız çizgi roman, yüksek tirajlı gazetelerden mahalli gazetelere, haftalık çizgi roman dergilerinden çocuk dergilerine kadar, geniş bir yelpazede kendine yayınlanacak bir köşe bulmuştur. Malesef üretimde görülen çokluk kaliteyi ve çeşitliliği yaratamamış, türün ilk örnekleri tarafından belirlenen karakterlerin, konuların ve dilin dışına genellikle çıkılamamıştır.

Türün ayrıksı örneklerinden biri 1 Haziran 1981 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’de yayınlanmaya başlar. İsmail Gülgeç tarafından hazırlanan çizgi roman, Memo isimli kahramanın ilk -ve tek- macerası Kutsal Kale’dir. Gülgeç daha ilk sayfalarda bilinen tarihi çizgi romanların (daha doğrusunu Suat Yalaz’ın Karaoğlan’ın sunumunda çok güzel bir şekilde ifade ettiği üzere “Baştan Başa Resimli Tarihi Türk Roman”larının) izinden gitmeyeceğini belli eder: Çizgi romanın ilk karelerinde, günümüz Anadolu’sunda, köylülerin Kutsal Kale ismini verdiği, yıkık dökük bir kale betimlenir. Çizgi romanlarda pek rastlanmayan “yazarın sesi”nden, her olay hakkında bir efsane, bir türkü yaratan Anadolu insanının bu kale hakkında konuşmak istemediği okura bildirildikten sonra, öykü 16. yy Anadolu’sunda, Kamburtepe Köyü’nden üç köylünün haksız yere Sülünzade Emir Paşa tarafından idam edilmesiyle başlar. Köylüler Emir Paşa’nın adamı Ökkeş Paşa’nın topladığı vergilerden iyice yoksullaşmalarına rağmen dişlerini sıkmış ama Ökkeş Paşa’nın evlatlığının köyün kadınlarına musallat olması üzerine onu öldürmüştür. Emir Paşa bu olayda Ökkeş Paşa’ya arka çıkmış ve olayları anlatmak için yanına gelen üç köylüyü idam ettirmiştir. Bu olaydan bir kaç hafta sonra Ökkeş Paşa’nın adamları Kamburtepe Köyü’nü yakıp yıkar, köylüler halkın sevdiği ve güvendiği az sayıdaki paşadan biri olan Murat Paşa’ya (ki Memo da onun adamıdır) sığınır. Daha fazla kan akmasını istemeyen köyün büyüğü Baba İshak, Murat Paşa’yı köyü eşkiyaların bastığına, Ökkeş Paşa’nın bu işle bir ilgisi olmadığına inandırmaya çalışır. İşin aslını öğrenmek isteyen Murat Paşa, Memo’yu da yanına alarak Emir Paşa’nın kalesine gider. Murat Paşa’nın Emir Paşa’dan aldığı cevap köylülere verilenle aynıdır: Ökkeş Bey (Paşa ve Bey ünvanları öyküde zaman zaman birbirinin yerine kullanılmaktadır) hakkındaki suçlamalar asılsızdır, asıl suçlu haddini bilmeyen köylülerdir. Bu arada Memo, Emir Paşa’nın kızı Sultan sayesinde, Ökkeş Paşa’nın yanında küpler dolusu altınla İstanbul’a gittiğini öğrenir. Memo ve can yoldaşı Balaban, Ökkeş Paşa’nın ne yapmak istediğini öğrenmek için peşinden İstanbul’a doğru yola çıkar. Ancak ona yetişmeleri mümkün olmaz, Ökkeş Paşa İstanbul’da Vezir Rüstem Paşanın huzuruna çıkmış ve Emir Paşa’nın hediyesi olan altını sunmuştur. Bu cömert hediyenin karşılığı Vezir tarafından hemen verilir; Emir Paşa’ya tüm bölgenin yönetimini devreden padişah fermanı, Vezir Rüstem Paşa’nın Emir Paşa’ya yazdığı özel bir mektup ve güzeller güzeli bir cariye (Nergis Hanım). Hediyelerle birlikte Vezir Rüstem Paşa’nın yanından ayrılan Ökkeş Paşa, sarayın içinde Memo ile karşılaşır. Çıkan arbedede padişahın fermanını ve vezirin özel mektubunu kimseler görmeden Cariye Nergis Hanım alır. Mektubu ve fermanı çaldığı sanılan Memo kısa süre sonra yakalanıp zindana atılır ama burada fazla kalmaz, saraydaki tanıdıkları tarafından kurtarılır. İstanbul’un kabadayılarından Deli Aznavur sayesinde İstanbul’dan kaçmayı başaran Memo, Murat Paşa’nın yanına dönmek üzere yola koyulur. Ancak İstanbul’da Ökkeş Paşa ve Vezir Rüstem Paşa boş durmaz, padişahtan Memo’nun görüldüğü yerde katli için yeni bir ferman alır: Memo artık Murat Paşa’ya sığınamayacaktır. Eşkiya ilan edilen Memo’nun dağa çıkmaktan başka çaresi kalmamıştır, Ökkeş Paşa İstanbul’dan istediğinden bile fazlasını elde etmiş ve Emir Paşa’ya tüm bölgenin yönetimi verilmiş, içinde ne yazdığını kimsenin bilmediği bir mektup, Cariye Nergis Hanım’ın (öykünün sonraki sayfalarında bu ilk isim unutulacak ve aynı karakter için Belkıs Hanım ismi kullanılacaktır) eline geçmiştir. 30 Haziran 1981 tarihinde yayınlanan 30. Sayfa ile Birinci bölüm öyküyü bu noktada bırakarak sona erer.

Öykünün ikinci bölümünün yayınına 6 Aralık 1981 tarihinde başlanır. Dağa çıkan Memo yanındaki adamları ile birlikte köylüyü ezen paşalara, beylere, ağalara karşı baskınlar yapmakta onlardan aldıklarını köylülere dağıtmaktadır. Durumdan rahatsız olanlar Memo’nun ve ona yardım eden Murat Paşa’nın ortadan kaldırılması için Emir Paşa’dan yardım ister. Emir Paşa, Ökkeş Paşa’yı Memo’nun üzerine salar. Bu arada Ökkeş ve Emir Paşa’nın zulmünden kaçan köylüler dağa çıkıp Memo’ya katılmaya başlamıştır. Gelenlerin arasında Ökkeş Paşa’nın kızı Türkan Hanım ile aşk yaşayan bir genç de vardır. Memo gencin kendisine katılmasına izin vermez. Memo tarafından reddedilen genç, Ökkeş Paşa’nın kalesine gizlice girmeye çalışırken yakalanır ve idam edilir. Ökkeş Paşa’nın kızı Türkan Hanım da kendini kaledenin burçlarından atarak intihar eder. İki aşığın başına gelenler köylünün Ökkeş Paşa’ya duyduğu öfkeyi daha da artırır ve Ökkeş Paşa’nın adamlarından Gavur Gafur pusuya düşürülüp öldürülür. Bu olaydan sonra Ökkeş Paşa daha da saldırganlaşır, sayısız köy yerle bir edilir ve Murat Paşa çıktığı bir av gezisinde öldürülür. Köylünün çektiği eziyet dayanılır gibi değildir ancak Memo’nun tüm ısrarlarına rağmen Baba İshak köylüyü büyük bir kavgaya sokmaktan kaçınır; köylü henüz kavgaya hazır değildir. Sonunda Memo, Ökkeş Paşa’nın kalesini ele geçirmekten başka çare kalmadığına karar verir. Ökkeş Paşa’nın adamları tarafından babası öldürüldükten sonra Memo’ya katılan Zeyno’nun sayesinde kaleye bir giriş yolu bulunur. İşler biraz ters gitse de Ökkeş Paşa’nın kalesi köylüler tarafından ele geçirilir. Üstelik birinci bölümde Rüstem Paşa tarafından Emir paşa’ya gönderilen ve içinde pekçok kişinin kellesine mal olacak bilgiler bulunduğu vurgulanan özel mektubu saklayan Cariye Nergis Hanım da ele geçirilen kalededir. 14 Ocak 1981 tarihinde yayınlanan 40. sayfasıyla Kutsal Kale’nin ikinci bölümü okurun kafasında pek çok soru bırakarak sona erer.

Memo konu bakımından olmasa da konunun sunuluş şekliyle Türkiye’de benzeri olmayan bir tarihi çizgi romandır. Kötü yöneticiler ve vergiler yüzünden ezilen köylüler türün en uzun soluklu örneği Karaoğlan’ın maceralarında da (Demir Maske, Ba’nı Çiçek) görülür. Genel olarak da, diğer tüm kahramanlar gibi, tarihi çizgi roman kahramanları haksızlığa karşı ezilenlerin yanında, zalimlerin karşısında yer alır. Gülgeç’in çalışmasını farklı kılan Anadolu insanının çektiklerinin sadece kötü bir yöneticiye bağlamaması, tüm devlet düzeninin bozulmuşluğunun vurgulanmasıdır; Kutsal Kale’de sadece Türkler vardır, ezilen de ezen de Türk’tür. Öyküde sık sık, açgözlülüğün ve rüşvetin İstanbul’a kadar dayanan bir zincir olduğu, İstanbul’da altınla herşeyin alınabileceği, Osmanlı İmparatorluğu’nun Anadolu’yu çoktan unuttuğu vurgulanır. Emir Paşa ve Ökkeş Paşa gibi yetkisini kişisel hırsları için kullanarak köylüyü ezenler, onlara bu gücü veren bir düzenin sıradan ve önemsiz parçalarıdır sadece. Köylünün uğradığı haksızlıkların sona ermesi de gene türün bilindik klişelerine göre gerçekleşmez; öykünün kahramanı bir gece kötü adamların karşısına dikilip cezalarını vermez ya da yalın ayaklı köylüler birden bire “artık yeter” deyip topyekun isyana kalkışmaz. Tarihi çizgi roman geleneğinin ürettiği klişelerden uzak durmaya özen gösteren Gülgeç, Anadolu insanının başına gelen felaketler, uğradığı haksızlıklar karşısındaki kaderciliğini ve haklı bir kavgaya girişmekte bile gösterdiği tereddütü oldukça gerçekçi bir şekilde anlatır. Bir kahraman olarak Memo da öykünün genel atmosferine uygun olarak sunulur okura; üstün yeteneklere sahip yenilmez bir savaşçı değildir Memo, öykü boyunca düştüğü zor durumlardan hep başkalarının yardımıyla kurtulur. Memo haksızlığa hayır deme cesaretini gösteren ve bir amaç için köylüyü çevresinde toplayabilen bir karakterdir ama tek başına bir kurtarıcı değildir. Görünüş olarak da erkek güzeli tarihi çizgi roman kahramanlarına benzemez, iri yarı, geniş alınlı, sakallı ve biraz kara kavruk, bir çizgi roman kahramanı için fazlasıyla sıradan bir tiptir. Öykünün ilk sayfalarında, Emir Paşa’nın kızı Sultan Kız ile aralarında bir aşk olduğu imasında bulunulsa da bu konuya bir daha dönülmez, tarihi çizgi romanlarımızda sıkça rastlanan yatak sahneleri Memo’da yer almaz.

Kutsal Kale’nin tarihi çizgi roman geleneğine uzak duruşunun sebeplerini, çizgi romanın yayınlandığı gazetede ve Gülgeç’in politik duruşunda aramak doğru olacaktır. İnsanların bıyıklarına kadar politikleştiği, herkesin sağ ya da sol ama mutlaka bir safta yer alması gereken 1970-1980 döneminde tarihi çizgi romanlar Türkçü ve İslamcı söylemleri nedeniyle, doğal olarak, sağ eğilimlere yakın görülmesine rağmen Memo solcu bir gazete olan Cumhuriyet’te yayınlanır. Yayınlandığı gazetenin politik duruşuyla çizgi roman uyum içindedir. Asla bir bireysel kahramanlık öyküsüne dönüşmeyen Kutsal Kale’de asıl anlatılan Memo’nun kahramanlıkları değil, köylünün (ezilenlerin) Ökkeş Paşa ve adamlarına (ezenlere) karşı birleştiklerinde yapabilecekleridir: Ökkeş Paşa’nın kalesinin ele geçirilmesi için, kadın, erkek, yaşlı, genç birlik olmuştur. Köylü fakirdir ve bu yüzden güçsüzdür, güçsüz olduğunun farkındadır ve bu yüzden korkaktır. Gene de kendine bir düzen kurmuş (daha doğrusu kurulu düzende kendine biçilen rolü kabullenmiş) yaşayıp gitmektedir. Onun bu korkudan kurtulabilmesi ve harekete geçmesi için kaybedecek hiçbir şeyinin kalmaması (babasının öldürülmesi, köyünün yakılması, sevdiğinin elinden alınması) gerekmektedir. Ancak o zaman bu adaletsiz düzenin bir parçası olmaktan vazgeçip dağa çıkacak, bir araya gelecektir. Kutsal Kale’nin en ilgi çekici yönlerinden biri, köylülerin Ökkeş Paşa’nın otoritesine/gücüne karşı çıkabilecek cesareti gösterdikleri iki olayda da ortada kadın/sevda meselesinin olmasıdır. İlk karşı koyuş Ökkeş Paşa’nın evlatlığının köyün kadınlarına musallat olması üzerine, ikincisi ise Ökkeş Paşa’nın kızı Türkan Hanım ve aşığının ölümleri üzerine gerçekleşir. Gerçi Ökkeş Paşa’ya karşı doğrudan bir başkaldırı yoktur, sadece onun adamları öldürülür/cezalandırılır. Yüzyıllardır itilip kakılan, açlığa, sefalete terkedilen köylüler sadece bu konuda (namus/kadın/sevda) hiçbir otorite tanımamaktadır. Her iki olay da bir yandan öyküdeki karakterleri sadece itişip kakışan birer figür olmaktan çıkarıp onlara psikolojik bir derinlik vermekte, bir yandan da köylüler ile Ökkeş Paşa arasındaki gerilimi ustalıklı bir şekilde okura yansıtmaktadır. Kutsal Kale’nin konusundaki farklı/solcu duruş, Gülgeç’in dili kullanımında da göze çarpar: Tarihi çizgi romancılarımızın kullanmayı sevdikleri “çaşıt”, “ağu”, “bıldır” gibi kelimelere öyküde yer verilmez, “kavga”, “uğraş” gibi kelimelerin yerine sol jargona uygun “dava” kelimesi tercih edilir. Gene aynı tavrın bir uzantısı olarak “Allah” kelimesi ne köylülerin ne de paşaların, beylerin ağzından duyulmaz, onun yerine “Tanrı” kelimesi kullanılır. Öyküde eski dilde kullanılan tek kelime, neredeyse her konuşma balonunda bulunan, “bre”dir. Çizgi romanlar dışında pek de kullanılmayan üç beş eski kelimenin Kutsal Kale’de kullanılmaması bir eksiklik olarak görülemezse de 16. yy Anadolu’sunda insanların “Allah” yerine ısrarla “Tanrı” demesi, öykünün tarihi atmosferini zedelemektedir.

Yazının tamamı Serüven, Çizgi Roman Araştırmaları Dergisi 2'de...


En Son Eklenen 5 İnceleme

James Bond Çizgili Romanları
07.12.2009
James Bond, son yüzyılın popüler mitlerinden biri. Türkiye’de polisiye romanın en ünlü araştırmacısı sayılan Erol Üyepazarcı, Bond’u çizgi romanlarına da değinerek irdeliyor. ...

Rh+ ve Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi
22.01.2009
1993 yılında çıkmış, kısa ömürlü çzigi roman dergilerimizden biri olan RH+ ile ilgili bir döküm yayınlıyoruz....

Hakkım Sana Haram Olsun
16.12.2008
Mizah dergilerimizde tefrika çizgi roman geleneği neredeyse unutuldu. Hakkım Sana Haram Olsun, bu geleneğin son örneklerinden başarılı bir siyasi çizgi roman....

Fevkal Beşer
06.12.2008
Memo Tembelçizer’in Penguen dergisinde “Geçmiş Zaman” adıyla yayınlanan köşesinde önceleri günümüzün dünyasının bundan yaklaşık 100 yıl önceki Osmanlı İmparatorluğuna taşı...

Persepolis: Kederli Kahkaha
25.11.2008
Persepolis, İranlı Marjane Satrapi’nin Fransızca yayımlanmış otobiyografik çizgi romanı. Yakın zamanda çizgi film uyarlaması ülkemizde de gösterime giren Persepolis, yayımlandığ...