Crumb Artık Müzede
Robert Hughes
Bu günlerde 62 yaşında olan Robert Crumb, Amerika ve Avrupa underground kültürünün görsel sanatlarda yarattığı tek dahi. 1960lardaki underground dergilerinin görsel özellikleri göz önüne alındığında bu iddia garip gelebilir. Sahi, underground çizerleri görsel sanatlarda neden daha başarılı olamadılar? Edebiyata kesinlikle damgalarını vurdular. Ama şu bir gerçektir ki o zamanlar yazıp çizen onca insanın arasında hâlâ gelişen ve ilerleyen tek Crumb kaldı. Diğerleri, ya artık çizdiklerine okur bulamadıklarından ya da tükenip gittiklerinden, bir köşeye çekilmişlerdir.
Ama Crumb-fasulye sırığı vücuduna rağmen yaşıyor ve gelişiyor. Crumb, Bizzare, Zap, Comix, Motor City Comix, Yellow Dog, ya da Snatch Comix gibi elle zımbalanmış, gelip geçici dergilerin tekrar tekrar üretilmesiyle yetinmek yerine gerçek sanat galerilerine doğru ilerledi. Bugün Fransada çizgi roman tarihinin başkahramanlarından sayılıyor, Paristen Angoulemeye kadar pek çok yerde sergileri açılıyor. 2004 yılında Kölndeki Ludwig Müzesi ciddi bir bilimsel toplantı eşliğinde bir dünden bugüne Crumb sergisi açtı. Amerikadaki sergiler ise hâlâ devam etmektedir.
Son yıllarda Crumbla ilgili, çoğunlukla çizgilerinin toplandığı antolojilerden oluşan pek çok kitap yayınlandı: Anılarından oluşan, eski ve yeni çizimleriyle süslenen The R Crumb Handbook bu ay Londra ve New Yorkta kitapçı raflarına çıktı. Hatta Japonyada Crumbın grotesk karakterlerinin plastik oyuncakları bile yapıldı. Sanatçıyı hayal kırıklığına uğratsa da, çalışmalarına dayanan filmler çekildi. Crumba göre en büyük fiyasko Ralph Bakshinin 1972de yaptığı Fritz the Cat animasyonudur. Öte yandan Terry Zwigoffun 2001 tarihli Crumb belgeseli büyük bir başarıdır. Film sadece Crumbın eserlerini doğru düzgün anlatmakla kalmamış onların arkasındaki bir yarayı da ortaya çıkarmıştır: Çizgi roman saplantısı sayesinde Crumbın çizgi romancı olmasına yol açan, nevrotik abi Charles Crumbın ölümü.
Crumbı Disneyin garip bir benzeri/eşi olarak görebilirsiniz - şu farkla, Crumbınki tek kişilik bir şov- onun ne kadrolu hayal mühendisleri, ne çinicileri, ne de kaligrafları var. Onunkisi tam bir kulübe-fabrika, hem de küçük bir kulübe. Modern hayatın önemli bir yönünü sembolize eden seri üretim zaten onun en büyük kâbuslarından biri. Dolayısıyla, sperm lekeleri ve dışkı kalıntılarıyla ağızlarının suyu akan yaşlı adamları ve ergen kukularını unutmayalım- dolu olan Crumbistan bir iş kolu haline gelmeyecek.
60 kuşağı çizerlerinin pek azı bugüne kadar gelebilmişken Crumb kendini nasıl kurtardı? Çünkü o dönemin yaygın fantezilerine kendini kaptırmadı. İnsanları o dalgaya kattı ama asla kendini dalgaya bırakmadı. Yapısı gereği kötümser ve şüpheci biriydi (ve hâlâ da öyledir), yani sözde-devrimin çakır keyif ve numaracı Mesihlerinin aksine gerçekçi ve dürüst biri. Eğer dönemin underground kültürüne bakarsanız rock saplantısı, uçuran kimyasallar, doğru politik şartlar oluştuğunda insanlığın gizli doğasındaki dayanışma, sevgi, cömertlik ve cinsel özgürlük yönlerinin ortaya çıkacağına dair çılgın umutlar-, Amerikan kültürünün merkezinde var olan ütopyacılıktan başka bir şey göremezsiniz. Yeni Dünyada her şeyin mümkün olacağı ya da olması gerektiğine dair 17. yüzyıl rüyasında da vardı (Bu inanç ne sağın ne de solun tekelindeydi, bütün politik kadrolaşmaların üstündeydi) .
Crumb bunlara hiç inanmadı. Ya da belki 10 dakika kadar inanmıştır: Yıl 1967ydi, Crumb, Clevelanddaki karısından San Fransiscoya kaçmıştı ve LSDnin ilk darbesini yemişti. San Fransiscoda yeteri kadar kadınla seviştikten sonra (Crumb azgınlığı, pis fantezileri ve kalın bacaklı ve iri kalçalı kadınlara olan düşkünlüğünü hiçbir zaman saklamamıştır), oldukça kısa bir sürede bütün ütopik fikirlerin aslında gazoz ağacı olduğunu anlamıştır. Uyuşturucuyla ya da uyuşturucusuz, insan denen hayvan değişmeyecektir. Hep umutsuz arzularının esiri, aşağılık bir yaratık olarak kalacaktır. İnsan ıslah edilemezdir. Crumb onun ruhsal ya da toplumsal bir yenilenme yaşayabileceğine dair fantezilere pek prim vermez.
Bunun yerine içindeki canavarlarla yüzleşecek, kelimeler ve resimlerle onları anlamlandıracaktır. Sevilen karakterlerinin çoğu -Mr Natural, Flakey Font, Angelfood McSpade, Eggs Ackley, Vulture Demonnesses- 1966da ortaya çıkmıştır ve o zamandan beri de varolamaya devam etmektedirler. Artık günümüzün commedia dellarte tipleri olmuşlardır: Onlarda kendimizi, ilişkilerimizi, kaybettiğimiz ebeveynlerimizi ve şu anda tepemizdeki güç sahiplerini görüyoruz. Dâhiliğin bir insanın kendi isteğiyle çocukluğu yeniden canlandırmak olduğu söylenir ve bu doğrudur da. Ama çocukluğun isteklerini ve korkularını da yeniden canlandırmayı gerektirir dâhilik, sadece Polyanna saflığını değil.
İşte Crumbın dehası kendini burada göstermektedir. 10 yaşındaki bir çocuğun, annesinin bir arkadaşının kovboy çizmelerine bakarken hissettiği cinsellik öncesi arzularında feci bir hüzün vardır. Bu çocuk biziz. Crumbın kalın bacaklı kadınlarla ilgili fantezilerini paylaşmıyor olabiliriz ama Crumbın çizdiklerinin bize anımsattığı bir ergenlik fantezimiz mutlaka vardır. Süpermen gibi X ışınlı gözlerimiz yok, Dick Tracy kadar kavrayış ve sezgiye sahip olamayabiliriz ama ister ebeveynlerimiz, ister polis ister de küçük Robertin Katolik okulunda karşılaştığı rahibeler gibi otoritelerin, bizi nasıl ezdiklerini çok iyi biliriz. Bu yüzden de onun karikatürlerindeki kanlı intikam planlarını canı yürekten alkışlarız.
Crumb ortak rüyalar âlemine dalıyor ve bunu yepyeni bir dille yapıyormuş numarası çekmiyor. Neden böyle bir şey yapsın ki? Böyle bir numara çekseydi insanlar neden bahsettiğini bile anlamayacaklardı. Otuz yıl önceki bir söyleşide şöyle diyordu Crumb: İnsanlar benim çizdiklerimin kaynağını bilmiyorlar. Ben hiçbir şey icat etmedim; her şey yaşadığımız kültürden. Ben sadece kişisel tecrübelerimi klasik karikatür sterotipleriyle birleştirdim. Bu yüzden Crumbı bir çeşit avantgard akıma tıkıştırmaktansa, inançlı bir modernist olarak görmek daha yerinde olur. The R Crumb Handbookun sonunda kendisini etkileyen sanatçıların (ressam ve çizerlerin) listesini vermiş. Listede az çok belli sebeplerle klasiklerden Bosch, Pieter Bruegel, Rubens, Hogarth ve Goya, modernlerden de Reginald Marsh, George Grosz ve Otto Dix var; ama yaşayan bir tane bile sanatçı yok.
Crumbın çağdaş sanat ortamıyla ilgili güçlü bir hoşnutsuzluğu var. Sanat dünyasını ikiyüzlülerin ve moda düşkünlerinin sardığını düşünüyor. Sadece bir çizerken sanatçı sıfatına layık görülmediği günlerle ilgili bir kızgınlığı var ama artık o da bir müze sanatçısı. Crumb bunun sebebini bilmediğini söylüyor:Beni nasıl olup da Cy Twombly ile aynı mantıkî düzleme koyuyorlar anlamıyorum. Bu bence tam bir muamma. Muhtemelen Twombly de böyle düşünüyordur. Ama bunun bir önemi yok. Crumb için önemli olan ve okurları için de önemli olması gereken şudur: Crumb elindeki işi iyi yapıyor. Yani hep yaptığı gibi annesi ve babasının onun görmesini istemeyeceği türden çizimler.
Zamanında oldukça çarpık şeyler çizdim.
Amerikanın en sevilen çizeri olmaktan sıkılmıştım. Çizdiklerim konusunda daha cesur olmaya karar verdim. Hâlâ insanları eğlendirmek istiyordum ama aynı zamanda sınırları da zorlamak niyetindeydim. Sonunda tamamen garip cinsel fantezilerle dolu bir dizi çıktı ortaya: Koca kıçlı şeytani akbaba kadınlara esir düşen küçük bir adamın hikâyesiydi bu. Adam sonunda onların hakkından geliyordu. Çok sapıkça bir şeydi. Pek hoş karşılanmadı, özellikle de bazı kadınlar tarafından. Sebebini anlayabiliyorum aslında.
Bana boyun eğen, her dediğimi yapan iri kadınlara bayılıyorum, bütün mesele de budur. İri yarı kadınlarla ilgili sıradan seks dergilerinde baskın olan, hükmeden hep kadındır. Ben kadınlara hükmetmeyi çok seviyorum. Beni sırtında taşıyamayacak kadınlardan hoşlanmam. Bazıları bunu yapmak istemez ama bu yapamayacakları anlamına gelmez. Asıl şaşırtıcı olan kadınların çoğunun bundan hoşlanması. Yüzlercesini sırtına bindim.
Joe Blow adlı çalışmamın New York eyaletinde satışı yasaklandı. Karikatürde babanın kızıyla seks yaptığı bir aile vardı. Aslında bütün aile birbiriyle sevişiyordu. Bu yetkilileri rahatsız etmiş. Burada büyük bir sorun var. Ensesti savunmakla, onun dalgasını geçmek arasındaki farkı anlayamıyorlar. Ensesti gerçekten de savunmak istesen aile üyelerini birer kahraman gibi çizersin, onları idolleştirirsin. Benim yaptığımsa onları bir mutlu aile komedisi gibi çizmekti. Benim yaptığımla, tek amacı uyarılma satmak olan pornografi arasında ciddi bir fark vardır. Bundan bazı kadınların resimlerini çizerken heyecanlanmadığım sonucu çıkarılmasın. Devil Girlde (Şeytan Kız) Alineden alınma çok şey vardır. Ama çizerken pek farkında değildim.
Zamanında oldukça çarpık şeyler çizdim. Devil Girl ve Mr Natural, bayağı sapıkçaydı
Mr Natural kafası olmayan bir Devil Girl beceriyor. Bu hikâyeyi çizmeye başladım, iki sayfasını bitirdim ve bu çok sapıkça diye düşündüm. Hikâyeye devam etmemeye, çizdiklerimi de atmaya karar verdim. Alinele konuştuğumda Hayır, sakın atma. Bu hikâyeyi mutlaka çizmelisin dedi.
Amerikada işler gittikçe sarpa sarıyor. Her gittiğimde daha da kötü buluyorum Amerikayı. Her tarafta markalar, insanlar daha korkak olmuş, daha çok kural, daha çok yasak var, her şey çok pahalı. Yetişkinliğimin her döneminde Amerikadan nefret etmişimdir. Bunun sebebi de Amerikayı iyi bilmemdir. George W. Bush, Hıristiyan kökten dinciliğini destekleyerek çok tehlikeli bir oyun oynuyor- bu hayvan, bu canavar, Nazizm gibi hortlayıp, her şeyi yok edebilir.
Açıkça politik hiçbir şey çizmedim. Eğer öyle bir şey yapsaydım, çizdiklerimden ve duruşumdan çok emin olamazdım. Sol görüşlü bir gazeteye çiziyordum bir zamanlar, çok sıkıntılı bir işti. Çok net istekleri vardı ve benden kendi politik bakış açılarına göre bir şeyler çizmemi istiyorlardı. Ve eğer onlara göre bir şey çizmedimse asla mutlu olmuyorlardı. Mesela uçsuz bucaksız tarlaları süren devasa, korkunç tarım makineleri çizmiştim. Makinenin önünde elinde kılıç tutan sakallı bir hippi vardı. Makinenin içinden de kocaman bir şey çıkıyordu falan. Bu olmaz, dediler, çiftçiler gücenebilir. Hep bir şey çıkarıyorlardı karşıma.
Niye Fransaya taşındığımızı Alinee sorun. Onun kararıydı bu. Ben pasifimdir, onun planlarına uyarım. Bu taşınmayla ilgili iki şey var. Birincisi, koca kıçlı bütün Amerikan kadınlarını özlüyorum. Fransız kadınları çok küçük ve sıskalar. Dişi olduklarını biliyorum; insanlar onların seksi olduğunu da düşünüyor ama beni heyecanlandırmıyorlar. Fazla zarifler. İngilterede kadınlara bakıp Off Yavrum! dersiniz. İngilterenin ve İskoçyanın kadınları müthiştir. Kendilerini sokaktan aşağı öylece salıverirler. Fransız kadınları asla böyle rahat olamazlar.
Fransaya taşınınca içinde bulunduğum kültürle ilgili yorum yapma görevim biraz değişti. Yani, Fransız kültürüyle ilgili bir şeyler çizemem. Burada ne olup bitiyor, bilmiyorum bile. Galiba biraz kimlik bunalımına girdim burada.
İlk karım Danayla LSD almaya 1965de başladık. LSD o zamanlar daha yasak değildi ve uyuşturucu bizim için bir çeşit intihar demekti. 1967de düzenli olarak esrar içmeye başladım. Bu tam 8 yıl sürdü.
LSD almamla hayatımın yönü tamamen değişti. Ama hemen her LSD alışımda, bir noktada kendimi diz çökmüş içimde ne var ne yok kusarken ve Napıyorum ben? derken buluyordum. 1965 Kasımında feci bir asit aldım ve altı ay boyunca eli kolu bağlı, deli gibi dolaştım ortada. O günlerde aklım kaba, rahatsız edici, adi ve ucuz şenlik görüntüleriyle dolu çok gerilimli, delice bir yere akardı. Gündelik hayatın çok mekanik ve kâbuslarla dolu bir yönü vardı. Benliğim o kadar örselenmişti ki bu benim en bilinçsiz olduğum dönem olmuştur. Otomatik pilota bağlamış gibiydim ve sürekli çiziyordum. Sevilen karakterlerimin çoğu- Mr Natural, Angelfood McSpade, Shuman the Human, Devil Girl- bu dönemde, 1966nın başında ortaya çıktı. LSD beni başka bir yere götürdü. Tam nereye götürdü bilemiyorum. Tek bildiğim, orası garip bir yerdi. Uyuşturucular beni sosyal şartlanmaların dışına götürdü. Neticede travmatik de olsa bu benim için iyi bir şey. Tabi tamamen mahvolabilirdim de. Ben LSDyi olumlu ve önemli bir hayat tecrübesi olarak görüyorum ama kesinlikle kimseye önermem.
Meditasyon yaparken hâlâ uyuşturucunun etkilerinden kurtulmaya çalışıyorum. Son girdiğim tripler çok kötü ve korkutucuydu. Sonuncusunda cehenneme gittiğimi sandım. Şimdi çocuklar uyuşturucularla oynuyorlar ve hayatlarının sonuna kadar çekecekleri ciddi etkilere maruz kalabileceklerini bilmiyorlar. Uyuşturucuyu sıradan, eğlenceli bir şey sanıyorlar. Farkında olma, irdeleme, algılama, hatırlama gibi muhteşem yetilerimiz var ama biz bunların ağzına sıçıyoruz.
Der. ve Çev. Şenol Bezci
En Son Eklenen 5 İnceleme |
|
|
James Bond Çizgili Romanları
07.12.2009
James Bond, son yüzyılın popüler mitlerinden biri. Türkiyede polisiye romanın en ünlü araştırmacısı sayılan Erol Üyepazarcı, Bondu çizgi romanlarına da değinerek irdeliyor. ...
|
|
|
Rh+ ve Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi
22.01.2009
1993 yılında çıkmış, kısa ömürlü çzigi roman dergilerimizden biri olan RH+ ile ilgili bir döküm yayınlıyoruz....
|
|
|
Hakkım Sana Haram Olsun
16.12.2008
Mizah dergilerimizde tefrika çizgi roman geleneği neredeyse unutuldu. Hakkım Sana Haram Olsun, bu geleneğin son örneklerinden başarılı bir siyasi çizgi roman....
|
|
|
Fevkal Beşer
06.12.2008
Memo Tembelçizerin Penguen dergisinde Geçmiş Zaman adıyla yayınlanan köşesinde önceleri günümüzün dünyasının bundan yaklaşık 100 yıl önceki Osmanlı İmparatorluğuna taşı...
|
|
|
Persepolis: Kederli Kahkaha
25.11.2008
Persepolis, İranlı Marjane Satrapinin Fransızca yayımlanmış otobiyografik çizgi romanı. Yakın zamanda çizgi film uyarlaması ülkemizde de gösterime giren Persepolis, yayımlandığ...
|
|
|
|