2005 yılının Mart ayında, Ankarada bir çizgi roman serisi üretmek amacıyla başlayan Tam Macera, daha sonra genişletilerek, içinde farklı serilerin yer aldığı, çizgi roman kültürüne yönelik sayfaları da içeren aylık bir dergi projesine dönüştü. Her bir serinin bir alt proje olarak ele alındığı, editoryal bir çalışma altında yazar ve çizerlerin bir araya getirildiği projede, derginin içeriği belirlendi ve stok amaçlı senaryo ve çizim çalışmaları yapıldı. 2006 yılının Ocak ayında kurduğumuz yayınevi çatısı altında bir aylık bir dergi çıkarmayı hedefleyen çalışmalar devam etmekte.
Tam Macera çizgi roman dergisi projesi geliştirilirken çizgi roman üretimi ve Türkiyedeki çizgi roman piyasası üzerine çalışmalar yapıldı. Okuyucu anketleri, piyasa araştırmalarını da kapsayan bu çalışmalarda bir çizgi roman dergisi yaparken izlenmesi gereken süreçler incelendi: Üretim, çoğaltım, dağıtım ve tanıtım. Bu süreçlerin her birinin üzerinde çalıştık. İşin doğası gereği ilk etapta ağırlığı üretim üzerine yoğunlaştırdık. Bununla birlikte temel bir prensip geliştirdik. Çizgi roman bir yayıncılık faaliyetidir. Bunun gerekliliklerini yerine getirmelidir. Piyasa koşullarını dikkate alarak aylık bir dergi için bir üretim süreci (yapısı) oluşturmalıdır.
ÜRETİM: Özellikle çizgi roman gibi kültürel bir üründe ilk sorun içeriktir. Sebep: insanlar içeriği satın alır. Bu durumda karşınıza üç durum çıkıyor: 1) Çizgi roman satın alacaksınız 2) Çizgi roman üreteceksiniz. 3) Karma bir strateji izleyeceksiniz. Projemizin temel dayanaklarından biri çizgi roman üretimi olduğu için yerel ve özgün serilerin ağırlıkta olduğu karma bir strateji izlemeye karar verdik. Bu durumda karşımıza iki sorun çıktı. 1) İçerik nasıl çizgi romanlardan oluşacaktı? 2) Bir dergi içeriğini ağırlıklı olarak dolduracak kadar çizgi romanı nasıl üretecektik? Fazla detaya girmek gereksiz, özet olarak sorun hikaye ve çizer sorunudur. Öncelikle finansal kaygılardan ve yapacağımız çizgi romanların yeni bir soluk, yeni bir enerji getirmesini istediğimizden, piyasadaki tecrübeli çizgi romancılara gitmedik. Genç çizerlerle çalışmak istedik. Daha önceden çizgi roman yapıp yapmadığı önemli değildi. Projenin aynı zamanda bir öğrenme ve öğretme süreci olduğunu düşündüğümüzden, bileği kuvvetli, hevesli, genç bir çizer adayının bize daha çok katkısı olabileceğini düşündük. Bir yandan yazar ve çizerlerle iletişime geçerken bir yandan da yayınlayacağımı çizgi romanlar üzerine kafa yorduk. Çizgi romanların derginin mutfağında üretilmesini, editoryal bir çalışma sonucu ortaya çıkmasını istediğimiz için belirli türlerde belirli hikâyeler üzerinde çalıştık. Tam Maceraya özgü bir yayın politikası geliştirdik. Öncelikle şunu hep göz önünde tutmak gerekiyordu: Dünyada hiçbir çizgi roman çizerler için yapılmıyor. İstisnaları olabilir ama kural bozulmaz. Çizgi roman okuyucu için yapılır. Peki, okuyucunun beklentisi ne? Öncelikle hikâye. Çizgi roman bir anlatı sanatıdır ve bütün anlatı sanatlarında olduğu gibi (edebiyat, tiyatro, sinema, radyo tiyatrosu vs.) hikâyenin dramatik bir etkisinin olması, heyecanlandırması, duygulandırması, güldürmesi, korkutması vs. esastır. Eğer hikâye bayatsa, tutarsızsa, sıradansa insanoğluyla alakasızsa okurların ilgisini çekmesi beklenemez. Türkiyede nasıl çizgi roman hikayeleri okunur? Burada herkesin konuştuğu bir yerellik meselesi var, doğrudur. Ancak bunun suyunu çıkarmamak gerekir. Şöyle ki, iletişimin bu kadar yaygın olduğu bir dönemde evrenselliği, popüler kültürlerin kodlarını dikkate almadan üretilen bütün hikayeler marjinaldır. Yani şu anda Dede Korkut değil de Harry Potter okunuyorsa bunun sebebi, yakaladığı evrenselliktir. Bugün Kore, İran, Çin filmleri bütün dünyada seyrediliyorsa, ve kendi ülkesinde de bir patlama yaşıyorsa bütün mesele evrenselliği yakalayabilme gücündedir. O zaman yerellik diye tarihe ve köye dönmeyeceğiz, hikayelerin hepsini İstanbulun turistlik mekanlarında geçirmeyeceğiz. Buralı hikayeleri evrensel bir anlatı yapısı içinde anlatacağız. Bunun bir formülü yok. Deneye-yanıla, yapa-ede öğrenilecek bir şey.
Şanssızlık şu ki birçok alanda olduğu gibi çizgi roman hikâye anlatıcılığında da yeterli bir birikimimiz yok. Yani sıfıra yakın bir yerden başlıyoruz. Bir yandan da meselenin yazar yokluğu, hikâye kabızlığı olduğu, çok yönlü, farklı türde, iyi yazılmış hikâyelerin olmadığı söyleniyor. Doğrudur. Yazar olmadığı, çizerlerin de kendi hikâyeleme kapasiteleri ve yaratıcılıkları düzeyinde iyi hikâyeler yaratabildiği söyleniyor. Doğrudur. Çizerlerin burnu büyük bir tavırla en iyisini ben bilirim havası içinde olduğu söyleniyor. Olabilir. Geçenlerde bir forumda okuduğum şu sözlere bakın: Ben genelde konuşma balonsuz çizgi romanlar yaptığım için yazara gerek olmuyor.. Yani yazar dediği konuşma balonu yazarı. Yani çizgi roman senaryosundan anladığı konuşma balonları. Ama bunlar yapısal sorunlar değil. Çizerleri ve yazarları bir araya getirecek, insanları yazmaya da teşvik edecek, yönlendirecek bir yayınevi ya da platform bu sorunları zamanla çözecektir. Yeter ki insanlar kolaya kaçmasın, akıllarına ilk gelen fikri muhteşem sanmasın, çizgi roman yazarlığı küçümsenmesin, senaryoya gereken özeni, araştırmayı ve sabrı göstersin. Sinemada bir deyim var, çizgi romanda da aynısının geçerli olduğunu düşünüyoruz. İyi senaryodan kötü film çıkabilir ama kötü senaryodan iyi film çıkmaz.
Peki çizim ne olacak? Aslında bu bir yumurta tavuk hikâyesi. Türkiyede yeterli üretim yapılamıyor. Tembellik, motivasyon eksikliği, umutsuzluk, umarsızlık
bir sürü sebep. Ortada üretim olmayınca satılacak bir şey de olmuyor. Bir şey satılmazsa pazar oluşmuyor. Pazar oluşmayınca talep, talep olmayınca çizer olmuyor
bu böyle gider. Döngüyü bir yerden kırmak lazım, bu da misyonla ilgili. Bugün çizgi roman işine çizer, yazar, yayıncı olarak giren herkesin bir çeşit misyon duygusuyla hareket etmesi gerekiyor. Kısa vadede kazanç yerine uzun vadede gelişmiş bir pazar oluşturma hedefi koyulması gerekiyor. Bir çeşit idealizm yani. Bu devirde bulmak çok zor. Gemisini kurtaran kaptan çağında yaşıyoruz. Ama eğer araştırırsanız, İtalya, ABD, Japonya gibi ülkelerde bu hep böyle olmuştur. Bu ülkelerde bu çeşit bir misyon üstlenen birileri vardır. Başka türlü olamaz çünkü konu süt, yumurta, otomobil değil, çizgi roman. Yani açıkça önemli bir ihtiyaç maddesinden söz etmiyoruz. Tıpkı sinema ve edebiyat gibi. O zaman idealizm şart oluyor. Yazar çizerlerin özverisi, yayıncıların sabrı gerekiyor. Ve dürüstlük. Üç kuruş için birbirini satmayan, dolap çevirmeyen, anlayış ve irfan sahibi insanların birlikteliği. Bu devirde bunu da bulmak zor. Zurnanın zırt dediği yerlerden biri burası. Özverili, çalışkan, yetenekli yazar çizerler+sabırlı, dürüst, akıllı yayıncılar=çizgi roman yayıncılığı. İşte size formül. Bu formülden bir kalem çıkarın bu iş çok zora giriyor. Maalesef işin üretim boyutu böyle hassas bir dengede. Bugüne kadar neden olmadı? Bunu yazar, çizer ve yayıncılara sormak lazım ama kesinlikle okuyucuya değil.
Şuna inanmıyoruz: bu ülkede çizgi roman okunmaz. Ne yaparsan yap çizgi roman satmaz. Bu çağ ilginin ve talebin yaratıldığı bir çağ. Bu ülkede pop müzik diye birşey yoktu. Bu ülkede Türk Sineması çökmüştü, kitap okunmuyordu vs. Elbette Türkiye kültürel tüketim bakımından en önde gelen ülkelerden biri değil, ama bir şey öğrenildi: İlgi çekmek, talep yaratmak. 2005 yılında bir kitap 600 bin sattı. 10 milyon dolara bir film çekildi, ilk hafta hasıtlatı 2 milyonu geçti. Her gün yeni projeler geliştiriliyor, sinema, TV dizisi, tiyatro, dans
Her hafta yeni bir yerli yazarın, her gün yeni bir popçunun adını duyuyoruz. Bunlar bir kültür sektörünün oluştuğunun işaretleridir. Çizgi roman da bu kültür sektöründe kendine bir yer edinebilir. Şu anda Türkiyede en güdük kültürel alan çizgi roman ve sebebi insanların ilgisizliği değil. TV, Sinema, bilgisayar oyunları hiç değil. Amerikada, İtalyada, İngilterede, Japonyada, Korede, Norveç ve İsveçde, İspanyada, Fransada, Meksikada TV yok mu? Bu ülkelerin istisnasız hepsinde son üç yılda çizgi roman çeşitliliği yükseliş gösteriyor. En son Harry Potter kitabı için yapılan bir araştırma: Çocukların %40a yakını Harry Potter okumayı televizyonda en sevdikleri programa tercih ediyor. Harry Potter ne? Bir kitap. İçinde resim bile yok. Okumak bir ihtiyaçtır, seyretmek ise bir zorunluluk. Çizgi roman okumayı ve seyretmeyi bir araya getiren ender alanlardan biridir. Buna inanmak gerekiyor.
Bugüne kadar bu ülkede çizgi romancı yetiştiren bir okul kurulamamışsa, bir çizgi roman yayıncıları birliği yoksa, çizerlerin yazarların ortak üretim ortamları, atolyeleri var olamıyorsa bu okuyucunun suçu değil. Okuyucu şu da değil: Haydi çizgi romana destek olalım. Okumasanız da alın bir tane, hatta birkaç tane alın, arkadaşlarınıza aldırın, reklamını yapın, birbirinize sevdirin
... Çizgi roman acı ilaç değil. Zevk alınacak bir şey. Böyle bir tavır kendi işine saygısızlık, okuru saf yerine koymaktır. Bu şu demektir: Benim çizgi romanım sana bir şey katmayacak, seni eğlendirmeyecek, sana zevk vermeyecek böyle iddialarım yok benim. Ama sen yine de al. Destek ol. Yoksa Türkiyede çizgi roman ölecek ve sen istesen de alamayacaksın. Bu ülkede çizgi romana en fazla zarar veren tutumdur bu. Şu olmalıydı: Ben öyle güzel bir iş çıkardım ki, bunu almak için koşa koşa gideceksin. Bu çizgi romanı alırsan çok iyi vakit geçireceksin, verdiğin paraya ve harcadığın zamana değecek. Çünkü bu dönemde mesele para ve zamandır. İnsanlar paralarının karşılığını almak istiyorlar. Senin üretimde, dağıtımda yaşadığın zorluklar, özverin, alın terin kimsenin umurunda olmak zorunda değil. O adam da senin çizgi romanına vereceği parayı kazanırken alın teri döküyor, özveride bulunuyor, yoruluyor. Sana niye versin o parayı demiyor kimse. Tavır önemlidir. Kendine güven, ürettiğin esere güven ve onu üretmeye dayanacak kuvvet
Arnoldun sevdiğim bir lafı var: Acı yoksa kas yok! Bugün Türkiyede çizgi roman üretmeye niyetli yazar ve çizer adaylarının büyük kısmını oturdukları yerde üçgen vücutlara sahip olmayı bekleyen kişiler gibi görünüyor. Bu insanlar Amerika, İtalya, Japonyadaki yazar, çizer ve yayıncıların deneyimlerini öğrenmeleri gerekiyor. Bonellinın nasıl kurulduğunu, ne şartlarda nerden nereye geldiğini, şu an şöhretinin zirvesindeki Frank Millerin nasıl FRANK MILLER olduğunu, Japonyadaki ve Koredeki çizerlerin bir günde ürettiği sayfa sayısını
Kimse dünden bugüne meşhur, zengin, olmuyor, olanlar da çizgi romanla olmuyor. Bu işin bir bedeli var. Bugüne kadar ki çizgi romansız dönemi bu bedeli ödemeye hazır insanların azlığı ile açıklamak lazım. Bununla birlikte destek meselesi bir açıdan önemli. Ama kim kimi desteklemeli? Bir çizgi roman pazarı oluşturmak için çizerler birbirini desteklemeli, yayınevleri birbirini desteklemeli. Medyadan bu sektörü destekleyecek insanlar bulunmalı ve sektörün içine çekilmeli. Destek okuyucudan beklenmemeli, sektörün aktörleri içinde olmalı diye düşünüyoruz
Son olarak özellikle çizgi roman forumlarında neredeyse üç beş satırda bir yinelenen bir cümleyi analım. Çizgi roman yapmak dünyanın en zor işi Gerçekten öyle mi? Mesela animasyon yapmak saniyede 24 kare
Mesela film çekmek, filmi bırakın TV dizisi çekmek. yağlıboya resim yapmak, müzik bestelemek, roman yazmak, tiyatro oyunu sahnelemek
Bunlar kolay işler. Beyin ameliyatı yapmak, madenci, kamyoncu, demirci olmak işten bile sayılmaz. Çizgi roman yapmak dünyanın en zor işi değil.. Elbette zor ama dünyanın en zor işi mi gerçekten? Çizgi roman üretmeyi dünyanın en zor işi olarak gören insanlar bu işe hiç bulaşmamalı diye düşünüyorum. Çünkü bu insanların zorluk denen şeyle hayat boyu karşılaşmadığını ve karşılaştıkları ilk zorluk ta da pes edeceklerine eminim. Zor olan sevmediğin işi yapmaktır. Zor olan zor olduğunu düşündüğün bir işi yapmaktır. Kanımca bu mesele her meslekte görülen yaptığın işi yüceleştirme hastalığından kaynaklanıyor. Kendini önemli, gerekli, vazgeçilmez hissetmeyle ilgili bir psikoloji olsa gerek. Bu iş dünyanın en zoru işi, ben bu işi yapıyorum. Dünyanın en zor işini. Superman!
ÇOĞALTIM: bugüne kadarki çizgi roman dergisi tartışmalarında sorun olarak görülen bir süreç de edisyon ve baskı kalitesi. Bu mesele tamamen ticari bir konu. Ticari çünkü gelir gider dengelerine dayanıyor. Bir yayınevinin göz göre göre çizgi romanları saman kağıda çamur baskı yapması, o yayınevinin iş bilmezliği ile açıklanamaz. Bu bir bütçe meselesidir. Ve bütçeyi yapanı ilgilendirir. Bütçeyi yapanın ticari zekası, ön görüşü, alabileceği risk ve sermaye gücüdür mesele. Yoksa ucuzculuk, aptallık sadece bu işin dışında olanların, yani okuyucunun ithamlarından öteye gidemez. Bu noktada Türkiyedeki garip bir huyu da sorgulamalı. Herhalde başka hiçbir iş kolunda, yayınevlerinin yanı şirketlerin politikaları okuyucu tarafından bu kadar tartışılmıyordur. Tartışmak bir yana, ulu orta, bayağı ve temelsiz polemikler söz konusu. Bir yayınevinin edisyon ve baskı anlayışının özellikle internet forumlarında yerden yere vurulmasının olası sonucu, o yayınevinin okuyucunun gözünde prestij kaybetmesidir. Bu durum o yayınevinin finansal gücüne bir şey katmayacağından, edisyon kalitesine de olumlu yönde bir katkı sağlamayacaktır. Bir yayınevi bir çizgi romanı belirli bir edisyon ve baskı kalitesinde yayınlar. Belirli bir fiyat koyar. Beğenen alır beğenmeyen almaz. Kural bu olmalı. Yayınevi düşük satışla cezalandırılmalı, polemiklerle değil. Örneğin: Türkiye için şu noktada renkli baskı lükstür. Renkli baskının getireceği ekstra okuyucu sayısı, o yayının baskı maliyetindeki şişmeyi karşılamamaktadır. Ancak elbette bu bir fikir, denenmeli, tartışılmalı. Bununla birlikte kağıt ve baskı kalitesinde her yayınevi elindeki maddi olanaklar çerçevesinde kendi optimum çözümünü bulur. Hata yaparsa cezasını görür. AKREBİN GÖLGESİni düşünün, RESİMLİ ROMANı düşünün. Edisyon harika, peki kaç sayı sürdü? Mesele edisyon ile ticari koşullar arasında bir denge kurabilmektir. Çizgi roman yayıncılığının önemli bir koşuludur bu denge.
DAĞITIM VE TANITIM: İşte bambaşka bir sorun (süreç). Çizgi roman camiasındaki birçok kişiye göre en önemli sorun. Bence de önemli ama yukarıda söylediğim gibi diğerlerinden daha fazla değil. Bu ülkede bağımsız yayınlar bir dağıtım problemi yaşıyor. Tekelleşme, kartelleşme vs. Bununla birlikte bu sorunu aşan bağımsız yayınlar da yok değil. Mesela Leman. Peki nasıl oldu? Bir kere olduysa bir kere daha olamaz mi? Dağıtım meselesini tanıtımdan ayrı düşünmenin zor olduğunu iddia ediyoruz. Meselenin görünür olmak, insanlar da merak uyandırmakla ilgili olduğunu düşünüyoruz. Çünkü dağıtıcı firma satacağına inanmadığı (ki eski tecrübeler sayesinde çizgi romanda bu inanç yerleşmiştir) yayınları yaygın bir şekilde dağıtmakta çekingen davranıyor. Ticari anlamda tutarlı bir durumdur bu. Bununla birlikte dağıtımı kolaylaştıracak en büyük etken taleptir. Yani bir talep yaratmak gerekiyor ki bu da tanıtımla oluyor. Herhangi bir medya patronuna bağlı olmayan bağımsız bir yayın için bile görünür olmanın bir takım yolları var. Elbette büyük bir gazete ilanı, bir televizyon reklamını bütçelendirmek çok zor bir iş. Ancak bu mecralarda yer almak sadece reklam kuşaklarından, ilanlardan geçmiyor. Kişisel ilişkilerle ya da sabırla yaptığınız ürünü doğru kişilere ulaştırarak ve tanıtarak da televizyonda gazetelerde görünebilirsiniz. Elbette bunun da bir ekonomisi var ama göze alınabilecek bir ekonomi. Diğer yandan iletişim olanakları gelişiyor. Internet diye bir şey var. Makul bütçelerle doğru yerlerde görünebilirseniz, doğru stratejiler geliştirebilir, doğru ilişkiler kurabilirseniz, internet yoluyla doğru kişilere ulaşabilirsiniz. Bunlar yaratıcılıkla, kafa yormayla ve çalışmayla aşılabilecek sorunlar. Bir de radyo var tabi. Ucuz, yaygın, etkili
daha ne olsun. Ve tabi gerçek hayattaki (yanı sanal olmayan) topluluklar. Mesela üniversiteler, dernekler vs. bunlara ulaşmak atla deve olmasa gerek. Sadece burnu büyüklükten kurtulmak ve etrafa bakmak gerek.
En büyük reklam ise kulaktan kulağa olanı. Burada da mesele içerik olayına düğümleniyor. Leman bunun en güzel örneğidir. Ortaya iyi bir iş koyarsınız. Bir kısım insana ulaşırsınız. O insanlar bunu diğerlerine anlatır. İletişim olanakları ne kadar gelişirse gelişsin, insanlar hala ve her zaman arkadaşlarının zevklerine güvenecekler. Onların tavsiyelerini 5 dakikalık TV reklamlarına tercih edecekler. Bugün bir filmin reklamı ne kadar yapılırsa yapılsın. Tanıtıma ne kadar para harcanırsa harcansın, eleştirmenler o filmi yere göğe sığdıramasın, gişe kulaktan kulağa yayılan tavsiyelerle ya da kötülemelerle belirleniyor. Leman da bu böyle oldu. Eşkıya filminde böyle olmuştu, Babam ve Oğlum da böyle oldu. İnsanlar birbirlerine anlattılar. Merak eden insanlar talep ettiler. (Bayiinizden ısrarla isteyiniz!) Bayiler dağıtımcıdan talep etti ve gerisi geldi.
Dağıtımdır, tanıtımdır, baskıdır bu meseleler önemli. Üzerinde ciddiyetle çalışmak gerekiyor. Ancak ortaya elle tutulur, sürekliliği olan, ilgi çekici eserler koyamadıktan sonra gerisi boşlukta hoş bir sedadan ibaret. Contend is the king (İçerik kraldır) diye bir lafı vardır Amerikalıların. Çok doğru bir laftır ve Amerikan kültür endüstrisinin temelidir. İçeriği sağlam, okuyucuya ulaşan, okuyucuya kendini sevdiren, ticari olarak doğru adımları doğru zamanlarda atabilen bir dergi yaşayacak; kendi okur kitlesini oluşturacak, para kazanacak ve hem memleketin çizgi roman sektörüne katkı sağlayacak hem de yazar-çizer tayfası için bir geçim kapısı olacaktır. Biz buna inanıyoruz. TAM MACERA bu inançtan doğan bir girişimdir.
2005 yılının Mart ayında çalışmaya başladık. Şu an ilk derginin malzemesi hazır gibi, derginin çatısı da ve içerik yapısı da kurumuş durumda. Ancak şu aşamada daha fazla ele, beyne ve üretime ihtiyacımız var. Bizimle aynı paydada buluşabilecek, derdi iş yapmak olan insanlara ihtiyacımız var. Yazar, çizer, sayfa editörü, grafik tasarımcı... Sonuçta bu bir süreli yayın projesi ve amacımız dinamik bir kadro oluşturarak, kendini sürekli yenileyen ancak tutarlı; kaliteli ancak sürekli; estetik olarak güzel ancak ticari anlamda da başarılı bir dergi yaratmak. Bu doğruludaki tüm katkılara açığız. Elbette yukarıda ki düşünceler tartışılır. Sonuçta herşeyin bir şeyi vardır. Ancak bu tartışmanın sündürülmesi, kişisel polemiklere dönüşmesi, bir ego mücadelesi şeklini alması gerekmiyor. Bu tartışmanın paralelinde bir üretim sürecin devam etmesi gerekiyor. Havadan değil, üretilen üzerinden konuşmak gerekiyor. TAM MACERAnın varlık nedeni budur, amacı budur, motivasyonu budur.
www.tammacera.com
bilgi@tammacera.com
En Son Eklenen 5 İnceleme |
|
|
James Bond Çizgili Romanları
07.12.2009
James Bond, son yüzyılın popüler mitlerinden biri. Türkiyede polisiye romanın en ünlü araştırmacısı sayılan Erol Üyepazarcı, Bondu çizgi romanlarına da değinerek irdeliyor. ...
|
|
|
Rh+ ve Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi
22.01.2009
1993 yılında çıkmış, kısa ömürlü çzigi roman dergilerimizden biri olan RH+ ile ilgili bir döküm yayınlıyoruz....
|
|
|
Hakkım Sana Haram Olsun
16.12.2008
Mizah dergilerimizde tefrika çizgi roman geleneği neredeyse unutuldu. Hakkım Sana Haram Olsun, bu geleneğin son örneklerinden başarılı bir siyasi çizgi roman....
|
|
|
Fevkal Beşer
06.12.2008
Memo Tembelçizerin Penguen dergisinde Geçmiş Zaman adıyla yayınlanan köşesinde önceleri günümüzün dünyasının bundan yaklaşık 100 yıl önceki Osmanlı İmparatorluğuna taşı...
|
|
|
Persepolis: Kederli Kahkaha
25.11.2008
Persepolis, İranlı Marjane Satrapinin Fransızca yayımlanmış otobiyografik çizgi romanı. Yakın zamanda çizgi film uyarlaması ülkemizde de gösterime giren Persepolis, yayımlandığ...
|
|
|
|