Sanat dergileri aralıklarla çizgi roman hakkında dosyalar hazırlarlar. Bu dosyayı da genellikle gazetecilikten miras aldıkları aktüel bir ilgiyle oluştururlar. Çizgi romana farklı bir ilgi vardır, bir “modaya” dönüşmüştür, bir çizgi roman uyarlaması film sinemalarımıza gelmiştir veya..evet, batı’daki benzer nitelikte dergilerde çizgi romanla ilgili dosyalar, incelemeler yayınlanmaya başlamıştır. Özetle, ilhamı ne/nasıl olursa olsun, çizgi roman sanat dergilerine konu olur. Geçtiğimiz temmuz ayında Milliyet Sanat dergisi çizgi romanı dosya konusu seçti, kaba bir hesapla otuz küsur yıl sonra yeniden çizgi roman hakkında “konuştu”. Örümcek Adam’ın sinema uyarlaması-reklam kampanyaları bu dosyanın hazırlanmasında muhtemelen büyük pay sahibi. Medyanın işleyişi ile ilgili verimli bir örnek hiç kuşkusuz.
Her dergi türünün kendine özgü bir dili, bu dili iyi bilen yazarları ve daha önemlisi “okuyucuları” vardır. Tüm bunlara gazetecilikten gelen, gündemi yakalama telaşı, gündemi yakaladım iddiası ve daha önemlisi gündemi belirleme arzusunu ekleyebiliriz. Milliyet Sanat, kendi mecrasında, bildik kalıp ve alışkanlıklarıyla çizgi roman hakkında bir dosya hazırlamış. Çizgi roman hakkında sanat dergilerinde hazırlanan en iyi “dosya” olmasa da konu ile ilgili bir döküm yapmış olması hiç kuşkusuz önemli. Her şeyden önce tarihin bu anında özellikle üreticiler neler diyor, konuşurken neleri önemsiyor, onu gösterebildiği için anlamlı. Yoksa derginin aktüeli yakalama telaşı, özellikle konuşmacıların argümanlarını etkilemiş görünüyor ki bu eleştirilmeli. Çizgi roman sorunları, açmazları, anlatım dili ve çabasıyla zaten bir “nehir”. Dahası, sadece bir film dolayısıyla ilgi görecek, hatırlanacak ya da moda sayılacak bir “nehir” değil. Gazetecinin ufku sabah doğup akşam batar derler, en azından sanat dergileri buna direnebilmeli. Hatırlamak için Hollywood’a ihtiyaç duyan zihniyet de eleştirilmelidir.
Gelelim, derginin söylediklerine. Özellikle metin kutularıyla ilgileneceğim. Bana daha canlı ve yazmak için verimli görünüyorlar. [Her konuda yazı yazan Hasan Bülent Kahraman’ın (keşke Ahmet Mithat olabilse) çizgi roman hakkında yazı yazmasını zül sayıyorum, herhalde onu konuşacak değilim.] Dokuz kutu var; bir yayıncı, bir çevirmen-danışman ve yedi çizerle konuşulmuş. Görüşleri iyimserler, eleştirel yaklaşanlar ve kendini tekrarlayanlar olarak ayırabiliriz. Aslında bu ayrımı daha çok çizerlerin görüşleri arasında yapıyorum. Zira “çizgi roman kültürü temellendirilmeli” argümanını kullanan Zeynep Akkuş’la benzer nokta-i nazara sahip biri yok çizerler arasında. Piyasanın işleyişi ve üretim temelinde görüşler konuşulmuş daha çok. Önce iyimserlerden başlayalım; Gamze Baltaş, Akkuş’un temel saydığı ihtiyacın internet dolayımıyla varolduğunu söyleyerek, “birkaç yıl sonra, hem çizerlerde hem ürünlerde patlama olacak” diyor. Internet’te gerçekleşecek bir patlamadan ve çoğalmadan söz ediyor Baltaş. Turgut Yüksel de bu iyimserliği taşıyanlardan. 2004 yılında çizgi roman okurunun arttığını, yeni çizerlerin yetiştiğini, yayınevlerinin çizgi romana daha fazla ilgi gösterdiğini belirtiyor ve bunun önümüzdeki yıllara süreli yayın, albüm, sinema uyarlama olarak misliyle yansıyacağını düşünüyor. Hangi verilere dayandığı ise belirsiz.
Ergün Gündüz, Rr (Resimli Roman), Joker ve Akreb’in Gölgesi gibi denemeleri öncesinde söylediği argümanını, yeni bir proje/dergi öncesinde yineliyor. Çizgi romanın şehir kültürünün bir parçası olduğunu söyleyen Gündüz, şehir ne kadar gelişirse çizgi roman da o kadar varolabilir gibi bir varsayıma sahip: “...çoğu zaman bizim çizgi romanlarımız, şehrin gelişmesinden daha önce gidiyordu. Bu da zamanlama hatası oluşturdu. Bugün, 2004’te bu mesafe iyice daralmış, çizgi roman ve şehir okuyucusu aynı hatta duruyor gibi... Şimdi daha iyi çizgi roman ilişkileri kurulacağına inanıyorum”. Bu “şehir” efsanesi, Rr (Resimli Roman) dergisini sitayişle karşılayan Hadi Uluengin’in 1991 tarihli bir yazısına dayanıyor. “Artık çizgi roman bitti, şimdi resimli roman zamanı” veya “metropol insanı, estetik arıyor” türünden oldukça Avrupalı çıkışlar o günden bu yana sürdürülür. Bu iddialar ne yenidir, ne de yenilikçi. İddialı olmanın büyüsü veya “şehir” demenin metaforik çağrışımları analitik düşünmeyi engelliyor olmalı. Sanat, kamusal alanın parçası olarak şehre aittir, Ona dairdir, onunla gelişir, büyür. Çünkü piyasa şehirdedir. Piyasayı sadece ekonomik değil, piazza olarak sosyal ve kültürel anlamda kullanıyorum. Zaten sözcük, bize İtalyanca’dan geçmiştir. Kaldı ki, çizgi roman, bu ülkede aralıklarla yüz küsur yıldır, sürekli olarak 70 yıldır mevcut. Yüzlerce, belki binlerce insan bu işten geçimlerini sağladılar. Çizgi roman dergileri, mizah dergileri toplamda aylık iki milyonun üzerinde/yakınında satışlarla onyıllarca varoldular. O zaman şehir yok muydu? Üreticiler, bir işe başlarken, kendilerini/üreteceklerini milat olarak alabilirler, artistik olarak bir manifestoya dayanan çıkışlarda bulunabilirler. Bunu romantizmin bir parçası olarak görebilirim, çok da önemsemeyebilirim, ama bu iddiayı yıllardır çeşitli biçimlerde defalarca duyunca doğrusu sıkılıyor insan. Hangi şehir bu? Hangi gelişen şehir?
Galip Tekin, “şu an karikatür dönemi” demiş ve karikatür dışında bir hareketlenme, bir talep olduğundan söz açmış. Yeni dergisinin yaşayıp yaşamayacağından şüpheli olduğu için de eklemiş : “Aslında sorunuza eylülde cevap versem daha iyi olacak; batacak mıyız, kalacak mıyız göreceğiz”. Röportaj muhtemelen telefonda gerçekleşmiş, tam ne söylenmiş-ne anlaşılmış, ne yazılmış sorusuyla/mesafesiyle okumalıyız. Velakin, “şu an karikatür var, gelecekte çizgi roman olacak” iddiasını hemen her çizgi roman dergisi (!) öncesinde okuyoruz, söyleniyor. Yargıcın kılıcına karşı tarihin sarkacı vardır denir, geçmişte yazılanları hatırlamak önemli. 1992 yılında Joker çıktığında da benzer şeyler söylenmişti, hatırlatılır.
Çizgi romanın bugününe eleştirel yaklaşanlardan en önemlisi Kenan Yarar’ın sözleri. İddiası, başlığa da taşınmış: “Türkiye’de çizgi roman geriledi”. Yarar, çizgi anlatım ve işçilik bakımından geçmişteki eski usta çizerlerin çalışmalarını şimdikilerden çok daha güçlü bulduğunu belirtmiş : “geçmiş ve geçmişin ustaları yok sayılarak her kuşak sıfırdan bir mimariye girişiyor, bunda çizgi roman sanatçılarının yeni kuşak ile haşır neşir olmak yerine çok çabuk, otuzlu yaşlarda, piyasadan elini eteğini çekmesinin ve aynı üretken çalışmaları devam ettirememesinin de etkisi var”. Geçmişin ustalarına övgü kadar yergi de var bu sözlerde. Türkiye’de çizerlerin erken yaşlanmalarını örtük olarak eleştiriyor Yarar. Gerçekten de sahada kalıp “oynamaktansa” hoca/editör/abi olmaya yöneliyor çizerler, eski şaşaalı günleri konuşmayı tercih ediyorlar.
Eleştirel isimlerden bir diğeri İsmail Gülgeç. Çizgi roman çizgisinde bir devamlılık sağlayamadıklarına değinerek, hazırlopçu dediği yayınevlerini suçluyor: “Sormak gerek YKY’ye: ‘Neden Tenten’i yayımladınız? Yoksa sizin de Türk Tenten’i yaratma gibi bir projeniz mi var’ diye. Ama gördük ki Tenten’in dışında hiçbir çizgi roman yayımlamadılar. Tenten gibi, Abdülcanbaz gibi serileri yayınlamak, popülist bir davranıştır. Bunların devamı gelemeyince hiçbir anlamı yoktur”. Bir yayınevinin bir çizgi roman kahramanını veya bir çizeri “sıfırdan” alarak desteklemesi, piyasanın işleyişi gereği maddi olarak çok külfetli. Her şeyden önce yeni bir “Tenten yaratma” projesi, büyük sermayenin kaldırabileceği, vergiden düşmek için baştan parasını yatırabileceği bir iş. Büyük sermayenin böyle bir yatırıma girmesi için bir sebep var mı? Çizgi roman toplumda ne türden bir değer taşıyor? Yine ayrıca bugün mevcut albüm satışları düşünülürse, telif bedelleri, bir üreticinin yaptığı işin maddi olarak karşılığını alabileceği düzeyde değil. Bugün bir çok çizer başka alanlardan geçimini sağlıyor, çizgi roman üreterek yaşayan çizer sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor doğrusu.
Tartışılması gereken yorumlardan biri de Bahadır Baruter’e ait: “çizgi romanın alt kültüre ait bir alışveriş ve paylaşım biçimin parçası ve sonucu olarak durduğu görüşündeyim. Yerli çizgi roman ürünlerini hem değerli hem önemli hem de tartışılmaya değer, yabancı çizgi roman ürünlerini ise değerli ama önemsiz buluyorum”. Önce alt kültür vurgusuna değinelim, Ergün Gündüz’ün “şehirli” iddiasıyla bir tezatlık içinde okunabilir. Baruter, kendisini ve Lombak’ı anlatıyor aslında. Mainstream çizgi roman anlayışına karşı geliştirilen comix ekolüne yakındır, Lombak. Editörünün “yerlici” tavrına karşı, ekolün hatmedildiği aşikardır. O nedenle yabancı çizgi roman ürünlerini değerli ama önemsiz bulmadan önce “hangi yabancı çizgi romanlar?” diye sormak da gerekiyor. Ayrıca Lombak’a hangi Türkiye’yi ve hangi alt kültürü anlattığı da sorulmalı, hatırlatılmalı. Yoksa mücadele eden bir üretici olarak sözleri anlamlı ve doğru.
En Son Eklenen 5 İnceleme |
|
|
James Bond Çizgili Romanları
07.12.2009
James Bond, son yüzyılın popüler mitlerinden biri. Türkiye’de polisiye romanın en ünlü araştırmacısı sayılan Erol Üyepazarcı, Bond’u çizgi romanlarına da değinerek irdeliyor. ...
|
|
|
Rh+ ve Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi
22.01.2009
1993 yılında çıkmış, kısa ömürlü çzigi roman dergilerimizden biri olan RH+ ile ilgili bir döküm yayınlıyoruz....
|
|
|
Hakkım Sana Haram Olsun
16.12.2008
Mizah dergilerimizde tefrika çizgi roman geleneği neredeyse unutuldu. Hakkım Sana Haram Olsun, bu geleneğin son örneklerinden başarılı bir siyasi çizgi roman....
|
|
|
Fevkal Beşer
06.12.2008
Memo Tembelçizer’in Penguen dergisinde “Geçmiş Zaman” adıyla yayınlanan köşesinde önceleri günümüzün dünyasının bundan yaklaşık 100 yıl önceki Osmanlı İmparatorluğuna taşı...
|
|
|
Persepolis: Kederli Kahkaha
25.11.2008
Persepolis, İranlı Marjane Satrapi’nin Fransızca yayımlanmış otobiyografik çizgi romanı. Yakın zamanda çizgi film uyarlaması ülkemizde de gösterime giren Persepolis, yayımlandığ...
|
|
|
|