Pazar, Şubat 14, 2010

Çok Katmanlı Bir Manga

(…) Otomo’nun anlatım gücü, bugün bile birçok çizgi roman yazarına göre karmaşık sayılabilir. Akira, lazer silahlarıyla bezenmiş tipik bir bilimkurgu macerası gibi dursa da çok katmanlı bir öyküdür. Politik okumalara açık olduğu kadar insanlık, gerçeklik ve gelişim üzerine kurduğu felsefesi bir meditasyon olarak da tanımlanabilir. Akira, Batı ve Japon pop kültüründen öğeler barındıran, modern tarihe (Hiroşima’dan Birleşmiş Milletler Barış Gücüne) birçok gönderme bulunan zengin bir sentezdir. En açık biçimde atıfta bulunulanlar arasında James Bond, 2001 The Space Odyssey, İsa, Frankenstein ve Kurtadam mitleri sayılabilir. Otomo, “Büyük Tokyo İmparatorluğu” ile William Golding’in ünlü kitabı “Sineklerin Tanrısı”nda anlatıldığı gibi tek başlarına kalmış gençlerin hayatta kalma ve yeni bir düzen kurma çabalarını yansıtır. Yalnız Otomo, öyküsünü anlatırken Nazi ölüm kamplarını, Roma sirklerini ve hatta pop konserlerini de anımsatan kareler kullanır. Tüm bu batı etkisinin yanında Japonlara has egzotik öğeler de öyküde yer almaktadır. Geleneksel Japon giysileri giyen kahramanlardan Japon tapınak ve geleneklerine kadar bir çok öğe öyküye dâhil edilmiştir (... ) [“Manga’nın Globalleşme Sürecinde Katsuhiro Otomo’nun Akira’sı” başlıklı Aykut & Erkut Erdem yazısı, Serüven 2’den]
link

Etiketler:

Pazartesi, Şubat 08, 2010

Marx Göğe Yükselirken

(…) Yine de en azından finalde, sürekliliği olan, tansiyonu yüksek bir bölüm sahnelenmiş. İlk kitaptan tanıdığımız, suya daldırıldıkça ağırlığı artan paçavra gibi, yaşadıkça çaresizliği artan fabrika işçisi Karl, trajik bir cinayete tanık oluyor. Kıyametvari bir mali kriz esnasında, borçları yüzünden batmak üzere olan bir atölye sahibi, kasasındaki paralarla kaçmaya çalışan Banka sahibini bir sokak arasında öldürüyor. Karl, ölenle öldüreni umursamadan, katilden bankaya yatırdığı kadar parayı kendisine vermesini istiyor. Katil de bir sus payı gibi o paranın iki mislini kendisine uzatıyor. Böylelikle erdemli işçimiz, cinayeti görmezden gelerek ve parayı alıp kaçarak en önce dürüstlüğünü kaybediyor. Bu türden çelişkilerin resmedilmesi anlatıyı güçlü kılan nişler. Şaşmaz-sapmaz bir işçi klişesi olmaması gerçekçi. Diğer yandan Marx ve Engels’i göğe yükselen melekler gibi göstermek, endüstri öncesi üretimi ve ailevi dayanışmayı çözüm/kurtuluş yolu saymak gibi oldukça naif, saflığı sırıtan ve kolay zedelenebilecek bir son söz taşıyor kitap. Para kokan, müstehzi ve mağrur Daniel ile kendi kendine yeten, durgun bir yüzle dervişane konuşan Çiftçi/Peynirci Baba dışında herkesin mağlup olduğu bir hayat resmediliyor. Üstelik Marx, bize, kolektif değil açıkça bireyci bir mesaj vererek, kuşkuculuğu ve dirayeti elden bırakmamızı öneriyor. Kuşkuculuğa ve izaha diyeceğim yok ama uyarlama adına itirazlarım var (…)

Yazının tamamı için
link

Etiketler: ,

Pazartesi, Kasım 02, 2009

Aslolan Hikâyedir, Anlatılan Senin Hikâyendir…


(...) Çizgi roman, günümüzde, Amerika dışında Fransa ve özellikle Japonya’da bir endüstri olarak varlığını sürdürüyor. Hemen her ülkede üretilse de global eğilimleri asıl olarak bu üç ekol biçimlendiriyor. Yetenekli üreticiler ancak bu “merkez” ülkelerde çalışma şansı bulabildiklerinde uluslararası itibar kazanabiliyorlar. Global dolaşım, pek çok sanat biçiminde olduğu gibi İngilizce ve festivaller dolayımıyla gelişiyor. Bugün, çizgi romanın en yoğun üretildiği ülke olan Japonya’nın, Japon çizgi romanı anlamına gelen manganın ulaştığı global ilgi yine İngilizce üzerinden gerçekleşebiliyor. İlgi çekici olan, bu yaygınlaşmanın dünya çizgi romanının yaşadığı küçülmeye deyim yerindeyse ilaç olması. Manga’nın, çizgi roman okurlarını artırdığı kadar değiştirdiği de söylenebilir, örneğin Amerika’da kadın çizgi roman okurunun artışı mangaların çoğalmasıyla ilişkilendiriliyor. Japonya’da oldukça sert rekabet koşullarında varolma savaşı veren manga, ister istemez farklı kesimlerden okuru yakalamaya çalışmak durumunda kalmış. Çok karakterli, türler arasında gezinen hikâyeciliklerinin en önemli gerekçesi bu olsa gerek. Şunu söylemek yanlış olmayacak, dünya çizgi romanın ana damarını, ilerleyen yıllarda asıl olarak manga (nitelik ve nicelik olarak) belirleyecek, bu aşikâr... Manga’ya gösterdiğim teferruatçı ihtimam Yordam Kitap’tan çıkan Kapital Manga yüzünden (...) [Birgün Pazar, 1.11.2009]

Tamamı için bkz

Etiketler: ,

Cumartesi, Ekim 24, 2009

"Kapital"i Resmetmek

(...) Kitabın farklılığı, Kapital adını taşımakla birlikte, asıl metne kimi seçilmiş kavramlar dışında mutlak sadakat göstermemesinde yatıyor. Dramatik bir hikâye eşliğinde yeri geldikçe ve akışı bozmadan bu kavramların hatırlatılması doğru bir tercih olmuş. Mesaj verme kaygısı ya da pedagojik hassasiyetler hiçbir biçimde anlatının önüne geçmiyor. İyi kurgulanmış ve tasarlanmış karakterlerle hikâyeleştirildiği için anlamlı bir gerilim de oturtulmuş. Kapital Manga, bize Kapital ile hiç ilgisi yokmuş gibi duran, başka bir hikâye olarak okunabilecek bir anlatı sunuyor. Tek etkili, düğüm serim çözüm dengesinde bizi finalde olacaklara teyelleyen bir kurgu da vaad etmiyor. Öyle ki hikâyede yer alan hemen herkesin kederli bir geçmişi, anlaşılır ve yakınlık kurulabilecek dertleri var. Soap opera ölçülerinde çok hikâyeli ve karakterli bir anlatı yapısı izliyoruz (...)

[Radikal Kitap'ta yayınlanan aynı başlıklı yazıdan bölüm]
Tamamı için link

Etiketler: ,

Cuma, Mayıs 08, 2009

Bir Mangaka; Yoshihiro Tatsumi


Amerika'da yetişkinlere yönelik çıkan grafik romanların ve kısa hikayelerin popülerleşmesinden yıllar önce, Yoshihiro Tatsumi bu janrı, vatanı Japonya'da icat etmişti bile. 1950'lerin başında "dramatik çizimler" anlamına gelen "Gekiga" yı yarattı. 2. Dünya Savaşın'da uğradıkları yıkım Japonların kafasında halen tazeyken bile Tatsumi sıradan insanların Tokyo gibi bir şehir dekorunda sessizce çektikleri acıları içeren bu hikayeleri tek başına hem yazdı hem çizdi.

Genellikle psikolojik korku ve ihtiyaçlarını sözlü olarak dile getiremeyen bu karakterler garip,alışılmadık ve hatta tehlikeli durumlarda özgürlüğü bulmaktadırlar. Hikayelerinde çok detaylı ve realistik çizim stilinden dışavurumcu stile kadar çeşitli illustrasyonlar kullanan Tatsumi'nin pazarın dışında geniş ve sağdık bir fan kitlesi oluşmuştu. Amerika'da, ancak 2005 yılında çevrilen "The Push Man, and Other Stories " hikaye albümüyle tanınabildi. 2. Dünya Savaşı'nda, Tatsumi çamaşırhane işleten bir çiftin oğluydu. Ailesi o kadar fakirdi ki Tatsumi okula, o zamanlar eğitim paralı olduğu için, düzenli olarak gidemedi. Teselliyi o zamanlarda kiralık olarak verilen çizgi romanlarda buldu, müşteriler saati küçük bir meblağ karşılığı olan çizgi romanları kiralarlar ve istedikleri kadar okurlardı. Çizgi romancı Osamu Tezuka'nın hayranı olan Tatsumi, çizerin evlerine yakın bir yerde oturduğunu öğrenir. Tezuka'yı ziyaret eder, o da bu genç hayranına yardım eder ve ona çizer olarak destek verir. Sonunda Tatsumi yaşadığı Osaka'daki çizgi roman kiralama şirketi olan Hinomaru Publishing'de iş bulur ancak Japonya'da ekonomi iyiye gittikçe ve çizgi romanlar artık alınabilecek duruma geldikçe çizgi roman kiralama pazarı iflas eder. Tatsumi 1957'de Osaka'dan Tokyo'ya taşınır ve burada kendisi ve diğer arkadaşlarıyla "gekiga" stilinde çizgi romanlar yapmaya başlar.

Japon asıllı Amerikalı çizgi romancı Adrian Tomine, Tatsumi'nin işlerini derleyip, dizayn ederek Amerika'ya ulaşmasını sağlamıştır. Aslında "The Push Man, and Other Stories " 1969 yılında , bir sonraki kitabı"Abandon the Old in Tokyo " ise 1970 yılında Japonya'da yayımlanmıştır. Ne var ki kritikler hep bir ağızdan sürekli bu eserlerin modern kompozisyonlarından bahsetmektedirler. (LibraryThing'den çeviri...)

NOT: Güncelleme- Tatsumi'nin İngilizce'ye çevrilen eserleri sırasıyla;
The Push Man and other stories - (Drawn and Quarterly, 2005)
Abandon the Old in Tokyo - (Drawn and Quarterly, 2006)
Good-Bye and other stories - (Catalan Communications, 1988)
A Drifting Life - (Drawn & Quarterly, 2009)

*Çizer'in kitaplarından örnek sayfaları aşağıdaki adreslerden görüntüleyebilirsiniz;
link 1
link 2

Etiketler: