<?xml version='1.0' encoding='windows-1254'?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/'><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548</id><updated>2008-07-04T08:42:45.031+03:00</updated><title type='text'>koloni</title><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/blogger.html'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default'/><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml'/><author><name>aykut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11851055359093363428</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>782</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-452781772887694320</id><published>2008-07-04T08:38:00.000+03:00</published><updated>2008-07-04T08:40:35.686+03:00</updated><title type='text'>Giardino’nun Sürpriz Sonlu Hikâyeleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/giordi08-777557.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/giordi08-777549.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="style4"&gt;&lt;b&gt;Deadly Alliance&lt;/b&gt; (Vacanzi Fatali), &lt;b&gt;Vittorio Giardino&lt;/b&gt;?nun tamamı seksenli yılların ikinci yarısında çizilmiş altı kısa hikâyesinden oluşuyor (1989). Hepsi sürpriz sonlu-tutku dolu entrikalar içeren suç hikâyeleri. Girordino?nun tarzı nedeniyle erotizm hikâyelerin gelişiminde ağırlıklı bir yere sahip. Güçlü kadınları var Giardino?nun, cinsel cazibelerini silah olarak kullanıyorlar. Hemen her tuzağın içinde kadınlar var. Giardino, çalışmaları çeşitli dillerde yayınlanan, yayınlandığı ülkelerde de sevilen bir çizgi romancı. &lt;b&gt;À Suivre&lt;/b&gt; için çizmeye başladıktan sonra önemli bir popülerlik kazandı. Çalışkanlığı popülerliğini besledi. &lt;b&gt;Sam Pezzo&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;Max Fridman&lt;/b&gt; serüven dizileri, &lt;b&gt;Little Ego&lt;/b&gt; gibi erotik-fantezileri farklı dillerde ve başarılı dergilerde yayınlandılar. Giardino, ülkesindeki yayınlardan hiç kopmayan bir çizer. Bir çok çalışmasını önce kendi ülkesindeki dergilerde kullanıyor. &lt;b&gt;Orient Express&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;Corto Maltese&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;İl Mago&lt;/b&gt; çalışmalarına yer veren İtalyan dergiler(di). Bu albümde yer alan hikâyeler de Comic Art?da yayınlanmış işlerden. &lt;b&gt;Deadly Alliance&lt;/b&gt;, Giardino çizgisini hiç bilmeyenler için iyi bir başlangıç albümü sayılmayabilir. Ancak kısa hikâyelerde kurduğu gerilim ve tek etki üstüne yoğunlaşan kurgusunu incelemek adına başarılı bir albüm. &lt;/span&gt;&lt;span class="style4"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="style4"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/07/giardinonun-srpriz-sonlu-hikyeleri.html' title='Giardino’nun Sürpriz Sonlu Hikâyeleri'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=452781772887694320&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/452781772887694320'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/452781772887694320'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-1328090295208934520</id><published>2008-07-03T08:41:00.001+03:00</published><updated>2008-07-03T08:43:42.670+03:00</updated><title type='text'>Yasak Aşkın Hikâyesi: Zehir Ali</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/zehirali-799668.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/zehirali-799657.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="style4"&gt;Levent Çanga, mizah dergilerinde yetişmekle birlikte karikatürize-komik çizgiyle uzak-yakın ilgisi olmayan bir çizer. Foto-realistik bir deseni var ve çizgiyi kullanma biçimiyle &lt;b&gt;Moebius-Manara &lt;/b&gt;ekolünü izliyor. Galip Tekin’in çizgi roman dergisi &lt;b&gt;Dıgıl&lt;/b&gt;’da kapanana kadar çalışan Çanga, o günden beri sürekli olarak bir yerde çizmiyor. &lt;b&gt;Zehir Ali&lt;/b&gt;, daha önce herhangi bir yayınlanmamış tek hikâyeden oluşan bir albüm. Türkiye’de hem böyle bir gelenek olmadığı hem de temelde kitaplar yaratıcılarını geçindirecek kadar satmadığı için baştan albüm olarak düşünülmüş işler pek çıkmıyor. Hatta tek tük istisnalar hariç hiç çıkmıyor desek yalan olmayacaktır. Çanga bu nedenle az görülür bir emek vermiş, madden özveride bulunmuş. Hikâyenin yurt dışını düşünerek otantik, oryantalist bir tema içerdiği iddia edilebilir, işin o tarafı bilinmiyor. Osmanlı’da geçen tutku (ve sonuçları itibarıyla şiddet) dolu bir aşk anlatılıyor. Hikâyenin çarpıcılığı da bu şiddet ve yasak olan aşktan çıkıyor. &lt;b&gt;Mehmet Seyda&lt;/b&gt;’nın naklettiği bir hikâyeden uyarlanmış. Çanga, çok özenmiş, siyah beyaz bir çalışma olduğu için işin temizliğine (ve temiz iş görünmesine) çok çalışmış, çiniyle incelikle uğraşmış. Desen olarak Manara’dan birebir faydalandığı kareleri de var. &lt;b&gt;Zehir Ali&lt;/b&gt;, 28 sayfa sürüyor, LeMan Yayınlarından çıkan albüm hepi topu iki formadan oluşuyor. &lt;b&gt;LeMan&lt;/b&gt;’ın tarzı olmamasına karşın böyle bir albümü yayınlaması da ilginç. &lt;b&gt;Zehir Ali &lt;/b&gt;albümü “akacak mecra bulamadığı” için başka işlere yönelmek zorunda kalan çizer neslini hatırlatıyor, hayıflanıyorum (L.C).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/07/yasak-akn-hikyesi-zehir-ali.html' title='Yasak Aşkın Hikâyesi: Zehir Ali'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=1328090295208934520&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1328090295208934520'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1328090295208934520'/><author><name>levent cantek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17589355613779779633</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-690116780655724191</id><published>2008-07-02T10:03:00.000+03:00</published><updated>2008-07-02T10:04:55.522+03:00</updated><title type='text'>Conan Parodisi: Kenan The Berber</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/kenan-729659.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/kenan-729647.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="style4"&gt;Kenan The Berber, adından anlaşılacağı gibi bir Conan parodisi. Sinan Gürdağcık’ın hazırladığı çizgi roman ayrıca kitaplaştırıldığı için bugüne kalabilmiş, yoksa büyük ihtimal mizah dergilerinde çeşitli filmleri, televizyon dizileri ya da popüler anlatıları hicveden sayısız hikayenin akıbetini yaşayacaktı, unutulacaktı. Hikaye, Kenan adlı bir berber çırağının yaşlı bir cadının lütfuyla geçmişe Conan olarak gitmesiyle başlıyor. Conan’ın çeşitli serüvenleri (örn. Kanlı Düş) kare, kurgu ve izlek olarak kullanılmış, Conan okurları hikayeleri bildikleri için bir sonraki karede ne olacağını tahmin edebiliyorlar. Gürdağcık, nerdeyse bir antiskop çizeri olarak hikayede var. Mizahi açıdan ise önemli bir açmazı var Kenan The Berber’in. Herşeye gücü yeten Conan tiplemesini hicvetmek gibi bir tercihi olmamış Gürdağcık’ın, Conan yine kurtarıyor, yine önüne çıkanı silip süpürüyor vs... Çizgiden çok söze dayalı bir mizah ortaya çıkmış ama bu da hikayeyi komikleştirmeye yetmiyor. Sırf Conan’ın Kenan ile olan isim benzerliği ya da kılıçla makası benzeştirmek çok zor değil aslında. Kenan’ın Conan oluşundan sonra ne berberliği hatırlanıyor ne de berberlik bir espri kaynağı olarak kullanılabiliyor. Kenan The Berber’in Mad dergisi üretimlerine benzediğini, Harvey Kurtzman ve Wıll Elder'in Little Annie Fanny’sini mantık olarak izlediğini son olarak belirtelim. İlgilenenler için kitap 1990 yılında Yılmaz Yayıncılık tarafından yayınlandı. &lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/07/conan-parodisi-kenan-berber.html' title='Conan Parodisi: Kenan The Berber'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=690116780655724191&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/690116780655724191'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/690116780655724191'/><author><name>levent cantek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17589355613779779633</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-4465606752217811498</id><published>2008-07-01T09:51:00.003+03:00</published><updated>2008-07-01T10:16:21.776+03:00</updated><title type='text'>Pyongyang</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/50pyongyang-718874.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/50pyongyang-718864.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamanda İstanbul'un tarihi (ve daima güncel) kitapçılarından Robinson Crusoe küçük bir çizgi roman dükkanı açtı. Her ay yeni kitaplar geliyor ve kitap rafları giderek zenginleşiyor. Geçenlerde burada çok ilginç bir kitap buldum. Kanadalı Guy Delisle, Kuzey Kore'ye yaptığı iki aylık bir iş seyahatini çizgi roman haline getirmiş. Sanatçı, animasyoncu olarak çeşitli (genellikle sıradışı) ülkelere gidip orada kısa süreliğine çalışıyor. Delisle tahmin edeceğiniz gibi en çok yasaklara ve bürokrasi karşısında yaşadığı tuhaf ve traji komik olaylara yer vermiş. Dünyadaki olaylardan, gelişmelerden, sanattan, teknolojiden bihaber yaşayan ve 1984'ün kulaklarını çınlatırcasına, sadece ve sadece liderleri için yaşayan halkla karşılaşmları da unutulmaz anlarla dolu. Fakat kitabın bir bölümünde çok ilginç bir olay yaşanıyor. Türkiye'den bir grup (sanırım siyasetçiydi) animasyoncu ile aynı otelde kalıyor ve otel yönetimi Türklerin kaldığı süre boyunca, konuklarına temiz ve kaliteli servis yapıyor. Hatta Delisle Türk grubu gittikten sonra resmen üzülüyor çünkü yemeklerin ve servisin kalitesi bir anda düşüyor. Bir de Türkün Türkten başka dostu yoktur derler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir tavsiye: Pyongyang'ın hemen ardından benim gibi sanatçının Çin deneyimlerini anlattığı Shenzhen kitabını okumayın. Kuzey Kore notlarından sonra Shenzen çok sıradan ve hatta sıkıcı geliyor. Yine de bu ilginç sanatçıyı ve müthiş Drawn &amp; Quarterly yayınevini tebrik etmek lazım.</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/07/pyongyang.html' title='Pyongyang'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=4465606752217811498&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4465606752217811498'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4465606752217811498'/><author><name>Serdar Kökçeoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06489465255409454377</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-4036569076629262822</id><published>2008-07-01T08:12:00.004+03:00</published><updated>2008-07-01T08:18:04.563+03:00</updated><title type='text'>Crumb’ın Kafka’sı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/kafka-716939.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/kafka-716912.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="style4"&gt;Milliyet Yayınları bir dönem &lt;b&gt;Yeni Başlayanlar İçin &lt;/b&gt;üst başlıklı bir diziye başlamış, Faşizm’den Ekolojiye, Marx’tan Freud’a çok sayıda olgu, eğilim, ideoloji ya da şahsiyeti resimlerle özetleyen kitaplar yayınlamıştı. O diziden çıkan &lt;b&gt;Kafka&lt;/b&gt; kitabının (1996) sürprizi Robert Crumb’ın çizgileriyle yayınlanmasıydı. Crumb’ın illüstrasyonları daha önce çeşitli dergilerde kullanılmakla birlikte, herhangi bir çalışması Türkçe’de yayınlanmış değildi. Crumb, &lt;b&gt;Kafka&lt;/b&gt;’da David Zane Mairowitz’in metnini temel alarak (çoğunlukla illüstrasyonlar kullansa da) bir çizgi roman uyarlaması yapıyordu. Crumb’ın başarısı biyografiyi okunabilir-seyirlik bir anlatıya dönüştürmesinde yatıyor kuşkusuz. Biyografiye dayanan çizgi romanlarda genel olarak gerçekçi olma adına anlatıyı yavaşlatan bir belge, fotoğraf ya da dipnot enflasyonu yaşanıyor. Biyografiye konu edilen kişiyi fotoğraf ayrıntısında benzetme telaşı çizer üzerinde hissedilir bir kasılma yaratıyor. &lt;b&gt;Kafka&lt;/b&gt; bu tür sorunları aşmayı başaran nitelikli bir biyografi. Şöyle bir iddiada bulunulabilir: &lt;b&gt;Kafka&lt;/b&gt;, Türkçe’de yayınlanmış en iyi biyografik çizgi roman. Kuşkusuz bunun tek nedeni Crumb. Kendi kişiliğini ortaya koyduğunu hissettiriyor Crumb. Özgün hikâyelerinde ve anlatım biçiminde her ne varsa Kafka’ya taşımış aslında. &lt;b&gt;Kafka&lt;/b&gt;’nın cinsellik ve güç ile ilgili saplantılarını, içe kapanma arzusunu o denli maharetle anlatıyor ki Crumb’ın özgün bir hikayesini okuduğumuz zannına kapılabiliyoruz. Crumb’ın iri kadınları, otoriteyle sorunları olan arızalı-zayıf erkekleri &lt;b&gt;Kafka&lt;/b&gt;’da yine karşımıza çıkıyor.  Her ne yaparsa yapsın bir Kafka yorumu yaptığını bildiği için Crumb rahat da davranmış aslında. &lt;b&gt;Kafka&lt;/b&gt;’yı iyi özetlediğini düşündüğüm bir metin, tarama ucunu aşkla kullanan, çizmekten yorulmayan büyük bir üslupçuyu seyretmek isterseniz bu kitabı arayın derim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/07/crumbn-kafkas.html' title='Crumb’ın Kafka’sı'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=4036569076629262822&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4036569076629262822'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4036569076629262822'/><author><name>levent cantek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17589355613779779633</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-7862922550697523653</id><published>2008-06-30T09:15:00.001+03:00</published><updated>2008-06-30T09:17:25.558+03:00</updated><title type='text'>Yiğidi Bıçak Kesmez</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/ustura-761114.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/ustura-761104.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="style4"&gt;Haldun Sevel’in &lt;b&gt;Ustura Kemal &lt;/b&gt;dizisi bugün yayınlanmıyor, yetmişli yıllardan itibaren aralıklarla da olsa çeyrek asır gazetelerde yer almıştı. &lt;b&gt;İstanbul Kabadayılığı &lt;/b&gt;mitine dayalı olan çalışmanın çizgi olarak farklılığı Sevel’in kendi çektiği özgün fotoğrafları kullanmasıydı. Her sayfasında mutlaka üst yazılı iki kare yeralırdı; Sevel, nedeni gerçeklik hissini artırmak veya çizgiyi fotoğrafa yaklaştırma çabası olabilir çiniyi sulandırdığı lavi tekniğiyle resmetti karelerini. Fotoğraf ayrıntısında belgeselci-gerçekçilik çabası 20.yüzyılın ilk yirmi yılında geçen hikâyelerinde de kendini hissettiriyordu. Kabadayı jargonu, ritüel ve meselleri Ustura Kemal hikayelerinin kaynağını oluşturuyordu. Özellikle &lt;b&gt;Refi Cevad Ulunay&lt;/b&gt;’ın konuyla ilgili kitap ve yazılarının Ustura Kemal hikâyelerinde ağırlıklı bir yeri olduğu söylenebilir. 1997 yılında Arba Yayıncılıktan çıkan &lt;b&gt;Yiğidi Bıçak Kesmez &lt;/b&gt;albümü tipik bir kabadayı hikâyesi. İftiralar, arabozucular, kavgalar, bilek güreşleri, racon kesmeler, dedikodular vs anlatılıyor. Albüm çok kötü basılmış, kalitesiz film kullanıldığından sayfalar oldukça silik ve okunmuyor. Çizgiler Sevel’in tarzını seviyorsanız mesele değil, ancak karelerin hepsinde bol portre ve yakın yüz çizimleri kullanılıyor. Tiplemelerin belden aşağısı çok az karede görülüyor, sinematografik açıdan hep kamera önünde konuşan-yakın plan çekimler izliyor gibiyiz. Bazı çizimlerin antiskop yoluyla farklı karelerde yenilendiği görülüyor. &lt;b&gt;Ustura Kemal&lt;/b&gt;’i okutan sanıyorum ki İstanbul kabadayılığına ilişkin ebedi dile ve anlatıma nüfuz eden hikâyeciliği. Çizgiyle ilgili eleştirilerimize rağmen emek içeren, özverili kareleri de yok değil. Çoğu Ustura Kemal hikâyesi gazete arşivlerinde “tozlandığı” için &lt;b&gt;Yiğidi Bıçak Kesmez&lt;/b&gt; yine de meraklılarının araması gereken bir albüm.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/yiidi-bak-kesmez.html' title='Yiğidi Bıçak Kesmez'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=7862922550697523653&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/7862922550697523653'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/7862922550697523653'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-7967927337510852618</id><published>2008-06-29T14:34:00.000+03:00</published><updated>2008-06-29T14:36:47.050+03:00</updated><title type='text'>Vatansız ve Efendisiz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/gon21-729470.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/gon21-729460.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="style4"&gt;&lt;b&gt;Masashi Tanaka&lt;/b&gt;’nın yarattığı &lt;b&gt;Gon&lt;/b&gt;’un herhangi bir hikâyesi bittiğinde aklınızda öfke ve korku duyguları kalıyor. &lt;b&gt;Gon&lt;/b&gt; için Tanaka’nın “cool dinozoru” deniyor, O’nun bir &lt;b&gt;punk&lt;/b&gt; ya da &lt;b&gt;anarşist&lt;/b&gt; olduğu iddia ediliyor; &lt;b&gt;Gon&lt;/b&gt;’u Japon olmayan kimse tam anlayamaz diyen de çıkıyor. Sonuçta hepsi bir iddiadır ama farklı yorumlara açık bir metin olması çalışmanın başarısını gösterir. Doğada her canlı yaptığı her eylemi yaşama içgüdüsüyle yapar. &lt;b&gt;Gon&lt;/b&gt;, yaşaması mümkün olmayan bir tür olarak oradadır ve doğa kanunun istisnasıdır (yıkıcı bir azınlıktır). Onu güdüleyen yalnızca yaşama içgüdüsü değildir. Rekabet duygusu taşır, güçler hiyerarşisine öfke de duyar. Ormanın tüm dengesini bozacak kadar delice bir gücü vardır. Bunu tahakküm kurmak için değil canı istediği yapar. Yarını değil o anı yaşamaktadır; öne çıkmak, öncü olmaktan çok bir grubun parçası olmayı, o grubun doğal güç dengesini bozan öfkesine (veya intikamına) katılmayı yeğler. Öfkeli bir seyyah olarak havyanlar âleminde dolaşır. Kibir gösteren-tahakküm kuran her canlıya misliyle karşılık vermek için seyahat ediyor gibidir. &lt;b&gt;Gon&lt;/b&gt;’un gelecek tahayyülü yıkıcı yaratıcılığından çıkmaktadır. Her eylemi doğa kanunlarını değiştirecek niteliktedir; yaptıkları büyük bir gösteri niteliğindedir. &lt;b&gt;Gon&lt;/b&gt;’un &lt;i&gt;punk edebiyatına&lt;/i&gt; yakınlığı yıkıcı yaratılığından ve patlayan öfkesinden gelmektedir. En mutlu olduğu anlar, kendisini uğruna savaştığı diğerlerinin bir parçası olarak gördüğü zamanlardır. Penguenlerle birlikte yürür, kartal yavrularıyla bir arada uyur vs… &lt;b&gt;Gon vatansız ve efendisiz bir Samuraydır&lt;/b&gt;. [Konuşma balonunun kullanılmadığı Gon hemen tüm Avrupa ülkeleri gibi Türkiye’de yayınlanmıştır.] &lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/vatansz-ve-efendisiz.html' title='Vatansız ve Efendisiz'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=7967927337510852618&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/7967927337510852618'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/7967927337510852618'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-4641410880606157033</id><published>2008-06-28T06:58:00.001+03:00</published><updated>2008-06-28T07:00:45.145+03:00</updated><title type='text'>López’in Cadıları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/youngw-754744.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/youngw-754742.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="style4"&gt;&lt;b&gt;Francisco Solano López&lt;/b&gt; 1928 doğumlu Arjantinli bir usta. Çizgi romana ülkesinde başlamış, Arjantin çizgi romanında önemli bir bilim kurgu klasiği olan &lt;b&gt;El Eternauta&lt;/b&gt;’yı ünlü yazar &lt;b&gt;Hector German Oesterheld &lt;/b&gt;ile birlikte üretmişler. Çalışmanın bu denli ses getirmesinde ülkenin sorunlarıyla ilgili alegorik göndermeler içermesi etkili olmuş. Lopez’in İspanya’ya gitmesinde olası bir hapis cezasının etkili olduğu söyleniyor. López, İspanya’da İngiliz Ajansı &lt;b&gt;Fleetway Publication &lt;/b&gt;için çalışmaya başlamış. Öyle ki altmışlı yıllardan yetmişlerin ilk yarısına kadar Britanya çizgi roman dünyasında çok sayıda López çalışması yayınlanmış. López 1959’da geçtiği Londra’dan ülkesine 1976 yılında dönmüş. &lt;b&gt;Ricardo Barreiro&lt;/b&gt;’nun yazdığı yeni bir bilim kurguya &lt;b&gt;Slot-Barr&lt;/b&gt;’a başlamış, ünlü çizgi roman senaristi &lt;b&gt;Carlos Samapayo&lt;/b&gt;’nun yazdığı polisiye dizisi &lt;b&gt;Evaristo&lt;/b&gt; yine bu dönemki üretimlerinden. López, doksanlı yıllarda erotik çizgi romanlara yoğunlaşıyor. Lilian ve Agatha iki cadı kız kardeşin erotik hikâyelerini anlattığı &lt;b&gt;Young Witches &lt;/b&gt;bu dönem çizgi romanlarından en popüler olanı. Senaryosunu yine Barreiro’nun yaptığı çalışma Viktorya İngilteresi’nde geçiyor. Dönemin popüler isimleri, bilim adamları ve hatta roman kahramanları iki kız kardeşin hayatına giriyorlar. Örneğin Conan Doyle’un Sherlock Holmes’u büyük kız kardeşin sevgilisi ve hemen her hikâyede anahtar bir rol alıyor. Dr.Jeckyll-Mr.Hyde, Freud, Karındeşen Jack gibi isimler hikayelerde görülen diğer ünlüler. López, çalışmada karakalem kullanarak bir farklılık yaratmış, çini mürekkebini tonlamalarda tercih etmiş, gerçekten güçlü bir deseni var. Çizgileri çarpıcı, kadınların resmettiği her kare erotik bir gerilim taşıyor. Pornografik bölümler bile López’in çarpıcı çizgileriyle teenage sığlığına düşmüyor. Türün meraklıları için elde edilmesi gereken bir albüm &lt;b&gt;Young Witches&lt;/b&gt;.&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/lpezin-cadlar.html' title='López’in Cadıları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=4641410880606157033&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4641410880606157033'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4641410880606157033'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-7460102463339114905</id><published>2008-06-27T11:24:00.001+03:00</published><updated>2008-06-27T11:26:11.657+03:00</updated><title type='text'>Şehirden Erkekler, Kadınlar...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/faruk-792024.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/faruk-792019.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="style4"&gt;Japon porseleni kadar pürüzsüz, foto-roman yüzler. Kadınlara hap dediği “gerçek hayat hikâyeleri” anlattı yıllarca &lt;b&gt;Faruk Geç&lt;/b&gt;, biraz ordan biraz burdan. Reçete &lt;b&gt;Simavi&lt;/b&gt;’den. Edepli bir cinsellik, şefkatli bir zalimlik, susmakla ağlamak arasında tiplemeler. Ne Bayırgülü’nün isyancı surat asmaları, genç erkeklerle yarışır istek ve meydan okumaları ne de Ramize’nin nörotik, nemfoman ve meşum motor kızları. Hepsi &lt;b&gt;Selma Güneri&lt;/b&gt;’ye yazılmış öyküler. Erkekler ya &lt;b&gt;Ediz Hun&lt;/b&gt; ya da &lt;b&gt;Önder Somer&lt;/b&gt;, şehirden.&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/ehirden-erkekler-kadnlar.html' title='Şehirden Erkekler, Kadınlar...'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=7460102463339114905&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/7460102463339114905'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/7460102463339114905'/><author><name>levent cantek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17589355613779779633</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-9016906939209379593</id><published>2008-06-26T12:11:00.002+03:00</published><updated>2008-06-26T12:15:34.581+03:00</updated><title type='text'>İlginç Bir Az-satar Çizgi Roman</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/yalan-716865.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/yalan-716853.JPG" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="style4"&gt;Aksoy Yayıncılıktan çıkmış &lt;b&gt;Bir Yalancıyla Birkaç Gün&lt;/b&gt; (Egoist Dizisi, 1999) sanıyorum Türkiye’de az satmış çizgi romanlardan biridir. &lt;b&gt;Etienne Davodeau&lt;/b&gt;’nun (d.1965) çalışması ülkemizdeki mevcut çizgi roman anlayışından oldukça farklı bir hikâye içeriyor. Her şeyden önce &lt;b&gt;Bir Yalancıyla Birkaç Gün&lt;/b&gt; serüven, gerilim ya da aksiyon üzerine kurulu değil. Üniversiteyi birlikte okumuş, otuzlu yaşlarındaki beş arkadaş kısa bir tatil için bir dağ evinde bir araya geliyorlar. Hep bir serüven, gerilim ya da travmatik bir çözülme beklendiği için hikâye de o gözle okunuyor. Travmatik olmasa bile bir tür psikolojik kriz yaşanıyor, ama birbirlerini seven arkadaşlar bu durumu aşıyorlar. Davodeau iyimser yaklaşıyor kahramanlarına, &lt;/span&gt;&lt;span class="style4"&gt;sapmalara&lt;/span&gt;&lt;span class="style4"&gt; bir karakter sorunu demiyor; hayatın ve rekabetçi dünyanın yarattığı baskı olarak görüyor, yaşanan duygusal patlamaları. Arkadaşların kendi aralarındaki eğlenceleri, birbirlerine takılmaları ve aileleriyle yaptıkları uzun telefon konuşmaları hikâyeyi okunur kılıyor. &lt;b&gt;Davodeau&lt;/b&gt; kendini okutan bir gerilim de yaratıyor. Uzun süre dedektiflik serileri de yapmış olması bunun göstergesi olsa gerek.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/ilgin-bir-az-satar-izgi-roman.html' title='İlginç Bir Az-satar Çizgi Roman'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=9016906939209379593&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/9016906939209379593'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/9016906939209379593'/><author><name>levent cantek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17589355613779779633</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-4456550363897435857</id><published>2008-06-25T15:16:00.000+03:00</published><updated>2008-06-25T15:18:03.292+03:00</updated><title type='text'>Carré Noir sur Dames Blanches</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/3e5d_1-726452.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/3e5d_1-726432.JPG" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="style4"&gt;&lt;b&gt;Alex Varenne&lt;/b&gt; 1939 doğumlu. Çizgi romanı düşünmemiş başlangıçta, sonra yaptığı çalışmaları yayınlatmamayı tercih etmiş. En sonunda da muhtemelen geçim sıkıntısıyla mahlas kullanarak çalışmaya başlamış. Bu kadar düşünmesine ya da sıkıntı çekmesine neden olan şey öyküleri ve çizdikleriymiş. Varenne, Frankofon çizgi romanında adı erotizmle özdeşleşmiş çizerlerden. Bizde de bölük-pörçük, sansürlenerek yayınlanan &lt;b&gt;Erma Jaguar&lt;/b&gt; çalışması ismiyle birlikte hatırlanan en ünlü çalışması. &lt;b&gt;Carré Noir sur Dames Blanches&lt;/b&gt; albümü kısa öykülerinden oluşuyor. Beş ayrı öyküyü tamamlayan, öykülerde yer alan tiplemeleri ve kimi ayrıntıları yeniden yorumlayan bir final öyküsüne de sahip. Erotik öykü anlatmanın zorluğu pornografik anlatıyla olan kaçınılmaz yakınlıktır. Varenne öyküleri özgün hallerinde Türkiye’de yayınlanamaz ama bu öykülerini pornografik yapmıyor elbette. Varenne doğal olarak &lt;b&gt;sex-oriented bir bakışa sahip&lt;/b&gt; ama olağanüstü nitelikli, arzudan patlayacak, her zaman hazır ve nazır kadınları ve erkekleri anlatmıyor. Gerçekçi, şaşırtıcı ve bazen gizem dolu bir hikâyenin içine erotizm katıyor, cinsel ilişkiyi açıklıkla çizmesi çoğu ülkede “pornografik” sayılmasının nedeni. &lt;b&gt;Carré Noir sur Dames Blanches&lt;/b&gt; albümünü özellikle kılan ise aristokrasiye-doymaz-bencil kural tanımazlığa yönelik eleştirellik. Her zaman taraf gibi durmuyor elbette, hatta bazen kendini denetleyemeyen cinsel iştahın-fantezilerin açmazlarını da anlatıyor. Bunu gösterirken ahlakçılık yapmıyor. Sex-oriented baktığı için hayata tercihinin ticari olarak görülmesi doğal. Öyküleri, tiplemeleri, onların duygu olarak öne çıkan tepkileri birarada düşünülürse hakkında şöyle bir yorum yapılabilir: Varenne, insanların asıl duygu ve eylemlerin mutlaka cinsellikle ilgili olduğuna inanıyor. &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/carr-noir-sur-dames-blanches.html' title='Carré Noir sur Dames Blanches'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=4456550363897435857&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4456550363897435857'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4456550363897435857'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-1121017928686929883</id><published>2008-06-23T10:49:00.003+03:00</published><updated>2008-06-23T11:02:58.208+03:00</updated><title type='text'>Tahran Bienali</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/poster-s-789882.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/poster-s-789812.gif" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf, çizgi roman, karalama, video.. gibi farklı tekniklerde çalışmalar seçilmiş. Hafriyat Karaköy'deki sergide az sayıdaki duvarları yüzlerce çalışma kaplamış. Detaylar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1.Uluslararası Gezici Tahran Bienali / Kentsel Kıskançlık&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kuratorler ; Amirali Ghasemi / Serhat Koksal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafriyat Karaköy Açılış : 30 Mayıs Cuma 18.00 - 21.00&lt;br /&gt;Tahran Bienali Sergisi 30 Mayıs - 6 Temmuz 2008&lt;br /&gt;Haftaarası : 12.00 - 19.00 / Pazartesi Salı Kapalı&lt;br /&gt;Necatibey Cad. No:79 Karaköy Istanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dogzstar Galatasaray &lt;br /&gt;Gozel Parti : 30 Mayıs Cuma 23.30 - 04.00&lt;br /&gt;Tahran Bienali Özel Video Programı 30 Mayıs - 6 Temmuz 2008&lt;br /&gt;Haftaarası : 19.00 - 04.00 / Pazar Kapalı Kartal sokak no:3 kat.3 Galatasaray Istanbul &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de Atıl Altaş'la yaptığım bir film çalışmasını (Eski superman çizgi filmlerinden bir tanesini Afganistan görüntüleriyle yeniden kurguladık.) yolladım, Hafriyat Karaköy'de gösterimde. Her ne kadar kapatılmış olsa da, youtube linkini vereyim izlemek isteyenlere:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.youtube.com/watch?v=Lp-haVVlGA4</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/tahran-bienali.html' title='Tahran Bienali'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=1121017928686929883&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1121017928686929883'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1121017928686929883'/><author><name>Serdar Kökçeoğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06489465255409454377</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-863505320496482597</id><published>2008-06-23T10:09:00.000+03:00</published><updated>2008-06-23T10:10:52.006+03:00</updated><title type='text'>John Buscema</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/John_Buscema_1-791622.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/John_Buscema_1-791618.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;[Bir çalışmayı] hissedebilmelisiniz ve onunla rahat olabilmelisiniz. Sınıfta her zaman size ifade etmeye çalıştığım gibi hareketi&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;“hissedin”. Gerekirse canlandırın. Çizgi roman çizebilmek için bir&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yönetmen kadar bir aktör de olmanız gerek; öyleyse yapın! Gerçekten hissedebilirseniz, iş çok daha kolay olacaktır. Sizin için sürpriz olacak ama bu his bitmiş çiziminizde karşınıza çıkacak. &lt;/p&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/john-buscema.html' title='John Buscema'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=863505320496482597&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/863505320496482597'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/863505320496482597'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-627649762546802557</id><published>2008-06-20T13:13:00.004+03:00</published><updated>2008-06-20T13:36:53.785+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jeff lemire'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='essex county'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='top shelf'/><title type='text'>The Essex County Boxing Club</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.topshelfcomix.com/comix/essex_ecbc/essex_ecbc_03.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://www.topshelfcomix.com/comix/essex_ecbc/essex_ecbc_03.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.jefflemire.com/"&gt;Jeff Lemire&lt;/a&gt;'nin &lt;a href="http://www.topshelfcomix.com/ts2.0"&gt;Top Shelf 2.0&lt;/a&gt;'da yeni yayınlanan kısa bir Essex County öyküsü. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.topshelfcomix.com/ts2.0/essex_ecbc/1"&gt;Link&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/essex-county-boxing-club.html' title='The Essex County Boxing Club'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=627649762546802557&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/627649762546802557'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/627649762546802557'/><author><name>aykut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11851055359093363428</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-4873986024824511749</id><published>2008-06-20T09:13:00.001+03:00</published><updated>2008-06-20T09:17:35.431+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema ve çizgi roman'/><title type='text'>Billy Wilder</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/wilderlemmon-720899.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/wilderlemmon-720896.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Sinema da edebiyat da benim için hem önemli bir beslenme kaynağı hem de&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;büyük bir okuldur. Yazılan her tür hikâye aslında yazarının içinden gelir, kaçınılmaz olarak yaşadığı hayatın tecrübelerinden kaynaklanır. Ama hayat tecrübeleri içinde sadece yazarın yaşadığı gerçek olaylar değil aynı zamanda hayali olaylar da yer alır. Gerçeklik vehmi yaratılmış bir gerçeklik varsa eğer; roman kahramanları , film karakterleri&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;gibi gerçek olmayan kişileri gerçek hayatta karşılaştığımız kişilerden daha çok kendimize yakın bulabiliriz demek istiyorum. Dahası hata yapmaktan korkmayarak şunu iddia edebilirim ki; gerçek bir karaktere dönüşen pek çok &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;tipleme biliyorum. İnanıyorum ki sinema ve edebiyat, çizgi roman yapmak isteyen insanlar için teknik açıdan da çok önemli iki medium. En azından benim için öyleler . Kendi fikrimi söyleyecek olursam- biraz provokatif bir düşünce olsa da buna inanıyorum - bunu çizgi roman okullarında beni nadiren davet ettikleri&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;toplantılarda sıklıkla ifade ettim-. Öğrencilere Billy Wilder’ı tanıyıp tanımadıklarını sorarım. Genelde cevap “hayır”dır, ben de eklerim&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;“o zaman çizgi roman yapamazsınız”. Bana göre birisi Billy Wilder’ı tanımıyorsa çizgi roman yapamaz. Bence bu gerçekten doğru. En azından çoğu Billy Wilder’ı kişi olarak tanımıyorsa bile, içlerinden bazıları birkaç filmini izlemiştir. Ama&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;hiç kimse Billy Wilder filmi izlememişse bence&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bu insanların hikâye anlatabilme ihtimalleri söz konusu değildir, çizgi romanda, sinemada ya da edebiyatta.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;o:p&gt;[V.Giardino, çizgi roman ile sinama ilişkisinden söz ederken sözü Billy Wilder'e getiriyor...]&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/billy-wilder.html' title='Billy Wilder'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=4873986024824511749&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4873986024824511749'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4873986024824511749'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-4058602964899189490</id><published>2008-06-19T14:44:00.003+03:00</published><updated>2008-06-19T14:56:51.649+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mad'/><title type='text'>MAD-Mart 2008</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/MAD-Magazine-487-00fc-785899.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/MAD-Magazine-487-00fc-785513.JPG" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir dostumuz MAD dergisinin geçtiğimiz aylarda yayımlanan bir kapağını yollamış. Bağlamını bilmiyorum, ama bağlamından koparak kullanılacağı aşikar, sonuçta burada neşrederek ben de bunu yapıyorum. Farklı kültürlerin dergicilik anlayışları ister istemez farklı oluyor. MAD, büyük anlatılara ve özellikle Marksizme mesafeli olmuş bir dergidir. Siyasetçileri eleştirir, onların parayla ilişkilerini özellikle vurgulamaya özen gösterir ama siyasi tavrını belirginleştirmekten özellikle kaçınır. Kapak ile ilgili yorum yapmayacağım, sadece "yaşasın komiklik ve aptallık" sloganının  Türkiye'de popüler olmuş  Lemanyak ve Lombak gibi dergilerde leitmotif olduğunu, birlikte düşünülebileceğini hatırlatmak istedim.</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/mad-mart-2008.html' title='MAD-Mart 2008'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=4058602964899189490&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4058602964899189490'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/4058602964899189490'/><author><name>levent cantek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17589355613779779633</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-6644225701784089437</id><published>2008-06-17T10:59:00.000+03:00</published><updated>2008-06-17T11:00:38.124+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DeviantArt'/><title type='text'>Miss NeverMiss</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/Miss_NeverMiss_by_MrDream-775213.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/Miss_NeverMiss_by_MrDream-775204.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;keşfetmek için&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mrdream.deviantart.com/art/Miss-NeverMiss-88298010"&gt;link&lt;/a&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/miss-nevermiss.html' title='Miss NeverMiss'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=6644225701784089437&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/6644225701784089437'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/6644225701784089437'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-1664150013664036516</id><published>2008-06-17T10:14:00.001+03:00</published><updated>2008-06-17T10:16:23.540+03:00</updated><title type='text'>Gürcan Gürsel'den Euro 2008 Albümü</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/14062008011035-705557.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/14062008011035-705555.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Önce Belçika'da çıkan albüm Almanya, Avusturya ve İsviçre'de de yayımlandı.</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/grcan-grselden-euro-2008-albm.html' title='Gürcan Gürsel&apos;den Euro 2008 Albümü'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=1664150013664036516&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1664150013664036516'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1664150013664036516'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-5744681261037251423</id><published>2008-06-10T10:06:00.006+03:00</published><updated>2008-06-17T11:13:48.586+03:00</updated><title type='text'>Şeytanın Gör Dediği. . .</title><content type='html'>&lt;a style="font-family: georgia;" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/220-1-708944.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" alt="" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/220-1-708938.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Amerikan süper kahramanları arasında dış görünüş bakımından Hıristiyanlıktaki klasik Şeytan tasvirine en yaklaşan iki karakter hiç kuşkusuz Daredevil ve Nightcrawler. Bir tanesi ateş kırmızısı kostümü, boynuzları (hatta elinde asası) ile dev bir metropolün Cehennem Mutfağı lakaplı bölgesinde (Manhattan adasının batısı) hüküm süren biri; diğeri ise zebani kuyruklu, ışınlandığı anlarda kesif bir kükürt kokusu saçan (yine klasik Hıristiyan inancına göre cehennemin başlıca aromasıdır kükürt) gece mavisi bir Germen elf. . .zebani olmasa bile Hıristiyanlığın unutmaya çalıştığı pagan gecelerden kalma bir cin.     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Karakterlerin böyle betimlenmesinde yanlış bir şey yok elbet. Fakat Daredevil da, Nightcrawler da dış görünüşlerini yalanlamak istercesine, çoğu Marvel kahramanının "tatlısu protestanı" olduğu bir evrende koyu birer katolik olarak betimleniyorlar. Nightcrawler'ın rahip olma arzuları ya da Born Again'de yaralı Daredevil'ın kiliseye sığınması okuyucuya "Neden başkaları değil de bu iki karakter?" diye sorduruyor.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bu konuda sadece spekülasyon yapabiliriz ama görünen o ki sebep oldukça naif. Bu iki karakterin "demonik" dış görünüşlerine karşı bir taviz olarak "dışları ne kadar şeytani ise içleri o kadar semavi" gibi bir mantık söz konusu. Belki de çocuğuna çizgi roman alan muhafazakar ebeveynleri sakinleştirmek adına böyle bir tavize gidilmiş. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;Üçüncü filminde de izlediğimiz ve kaynağı seksenlerin meşhur sayıları olan Örümcek Adam'ın "siyah kostüm" macerasının metninde ise başka türlü bir Hıristiyanlık perspektifi gömülü. Hatırlanacağı üzere siyah kostümün etkisine giren "mazbut" Peter Parker'ın güçleri, karakteri, düşmanlarına gösterdiği merhamet ve hatta cinsel cazibesi bile büyük ölçüde değişiyordu. Parker eski Parkerlıktan çıkıp "Örümcek Adam ile bağdaştırılamayacak fiiller" yapıyordu. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;Ancak mahşeri bir gecede bir KİLİSEye sığınarak, çanların arındırıcı çınlamasının etkisiyle kötülükten kurtuluyor, ruhundaki karanlık üzerinden akıp gidiyor (ve aşağıda bekleyen zavallı Eddie Brock'un üzerine yapışıyor.) &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Tüm bunların yanı sıra başka faktörler de var: &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;yalnız gezgin-filozof Gümüş Sörfçü'ye son yıllarda yüklenen Mesih rolü (Fantastik Dörtlü filminde / ve FF 49-50. sayılarda insanlığı kurtarmak için kendini feda etmesi doğrudan bir İsa şehitliği paralelliği içeriyor.) &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;veya İskandinav şimşek tanrısı Thor'un mesela Olaf Hildegaard adıyla Oslo'da değil de Donald Blake adıyla Manhattan da yaşayıp bir Amerikan kahramanı olarak sunulması gibi küçük noktalar da Amerikan çizgi romanlarında Hıristiyanlığın aslında her daim perde arkasında kol gezen bir öğe olduğunu gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/eytann-gr-dedii.html' title='Şeytanın Gör Dediği. . .'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=5744681261037251423&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/5744681261037251423'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/5744681261037251423'/><author><name>Murat Başekim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06293547919059925261</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-1172860746201337519</id><published>2008-06-08T10:37:00.003+03:00</published><updated>2008-06-08T10:40:00.920+03:00</updated><title type='text'>Telefon Kartı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/intikam-2-798005.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/intikam-2-797999.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hazırlıkları süren albüm çalışmalarımızdan...&lt;br /&gt;Telefon Kartı (ya da Bir İntikam Hikâyesi)&lt;br /&gt;Çiz. Emre Yüce, Yaz. Aziz Tuna C.</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/telefon-kart.html' title='Telefon Kartı'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=1172860746201337519&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1172860746201337519'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1172860746201337519'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-8431737833494313081</id><published>2008-06-06T21:47:00.002+03:00</published><updated>2008-06-06T21:51:55.171+03:00</updated><title type='text'>"Şu An En Heyecan Verici Dergi..."</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/AC1B04591515694086319662b-761872.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/AC1B04591515694086319662b-761866.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;Türkiye'de çizgi roman ve mizah dergiciliği üzerine kalem oynatan ender akademisyenlerden, yazar ve İletişim Yayınları Editörü Levent Cantek mizah dergilerinin politikaya bakışı ve politik mizah üzerine sorularımızı yanıtladı: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;- &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Mizah dergiciliği, siyaseti kendi içeriğiyle nasıl harmanladı? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;Cumhuriyetin ilk 50 yılında yazarlar ve çizerler sadece gazetelerden geçinebiliyorlardı. Dergiler yüksek telif veremiyordu. Mizahçılar bu sebeple gazetecilikten gelmedir. Manşete göre karikatür yapar, espri bulurlar. Mizah dergileri kapaklarını gazetenin ön sayfa karikatürü mantığıyla düşünürler ve yine gazete gibi aktüel siyaseti belirli sayfalarla sınırlandırırlar. Asıl olarak erotizm, argo ve komiklik ön plandadır. Siyaset, ciddiyet ve sorumluluk kostümüdür. Yakışıp yakışmadığı terziye kalmış! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;- &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Politik duruş" ya da başka bir ifadeyle "siyasi tavır"ın mizah dergisi için önemi, belirleyiciliği nedir? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;Gırgır ve sonrası için konuşalım. Bu dergilerin aktüel siyasetle ilişkileri hiçbir zaman başat olmamıştır. Muhalifliği geniş anlamıyla ele alırsak hayatın dayattığı pek çok olguyla dertleri vardır. Ama bakarsanız, aktüel siyaset, kapak ve bir iki sayfa ile sınırlıdır. Bu bölümlerin de derginin bütünü içerisinde en çok okunan bölümler olmadığı aşikârdır. Ama mizah dergileri siyasetle ilişkileri yüzünden destek ve tepki alırlar. Siyasetle ilişkileri onları konuşulur kılar. Bu derginin satışını etkiler mi, bakın o tartışılır. Şöyle söyleyeyim, Leman'ın en şaşaalı döneminde en çok okunan ve beğenilen köşesi Lombak'tı. Üreticilerinin okur mektubu aldıklarını pek sanmıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;-  "Gırgır geleneğinde politik mizah" için neler söylersiniz? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;Gırgır'ın politikliğinin reçetesi yerliciliktir. Anti-Sovyetik bir duruşu olmuştur. Sekülerdir, modernleşme yanlısıdır. Sosyalizmle ilişkisi hep muğlaktır. Kendisinin solunda çıkan dergiler onu sola doğru kaymak zorunda bırakmıştır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;- Leman'ın, Limon'la başlayan yolculuğunda bugün itibariyle geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Mizah anlayışını yenileyebildi mi? Kaleyi hâlâ koruyor mu sizce? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;Limon, Gırgır'a göre daha soldaydı, Leman ona göre daha merkeze kaydı. Son beş yılda yükselen ulusalcı dalgayı gereksiz yere sahiplendiler, sonra başka bir ayar yaptılar. Dergiyi yenilemek adına gençlere yer açıyorlar. Şunu söylemek lazım, dergilerin ömürleri vardır. Üstelik hızlı bir hayat yaşıyoruz, bu ömür süresi daha da azaldı. Leman nostaljisi yapılıyor, bu eskimenin bir işareti. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;-  Penguen mizah dergiciliğine, bugünün mizah anlayışına bir yenilik getirdi mi? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;Penguen'i ister istemez Leman'la kıyaslamak gerekiyor. Başat üreticileri oradan isteyerek ayrıldılar. Leman herkese "vatan haini, dönek, işbirlikçi, alçak" diye bağırıyordu ve bu pek vicdani bir çığlık değildi. Bu üslup, dergiye değil kişilere yarar, olgu değil olayı konuşursunuz çünkü. Kamusal bir meseleyi tartışamazsınız bu şekilde, bütünüyle kişiselleştirilmiş bir tartışma cereyan eder. Penguen böyle bir üslup kullanmadı, komplo teorilerinin revaçta olduğu, herkesin herkesi yaftaladığı bir zamanda bu olumlu bir tercihtir. Ayrıca dergi içinden Uykusuz'u çıkardığı için yenilikçidir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;(...)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;&lt;a href="http://www.yeniaktuel.com.tr/kul114,152@2100.html"&gt;link&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;Yeni Aktüel, 5.6.2008&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="haber_haber"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/u-en-heyecan-verici-dergi.html' title='&quot;Şu An En Heyecan Verici Dergi...&quot;'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=8431737833494313081&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/8431737833494313081'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/8431737833494313081'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-1995364287389101699</id><published>2008-06-06T15:20:00.001+03:00</published><updated>2008-06-06T15:21:40.984+03:00</updated><title type='text'>c’etait la guerre des tranchees 1914-1918</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_HigUvxBsW0g/SEKCE114TeI/AAAAAAAAAAM/96KLjZ1kB3k/s320/Page+035.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 204px; height: 288px;" src="http://bp3.blogger.com/_HigUvxBsW0g/SEKCE114TeI/AAAAAAAAAAM/96KLjZ1kB3k/s320/Page+035.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://seruvendergisi.blogspot.com/2008/06/cetait-la-guerre-des-tranchees-1914.html"&gt;link&lt;/a&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/06/cetait-la-guerre-des-tranchees-1914.html' title='c’etait la guerre des tranchees 1914-1918'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=1995364287389101699&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1995364287389101699'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1995364287389101699'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-2056568064735450427</id><published>2008-05-31T16:44:00.002+03:00</published><updated>2008-05-31T16:49:35.177+03:00</updated><title type='text'>Léo Malet</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/035a-705101.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/035a-705020.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aşağıda Malet uyarlaması konu edilince, meraklısına Tardi'nin yorumuyla Malet nasıl resmedilmiş aktarayım istedim.</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/05/lo-malet.html' title='Léo Malet'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=2056568064735450427&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/2056568064735450427'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/2056568064735450427'/><author><name>levent cantek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17589355613779779633</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-8595568961540652221</id><published>2008-05-30T09:01:00.001+03:00</published><updated>2008-05-30T09:04:44.149+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Grafik Roman'/><title type='text'>maleus malificarum</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/maleus_malificarum_black_white_by_draldede-768989.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://www.seruven.org/blog/uploaded_images/maleus_malificarum_black_white_by_draldede-768975.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Devam eden bir çizgi roman çalışması&lt;br /&gt;Çizgi: Korkut Öztekin Yazan: Murat Başekim&lt;br /&gt;&lt;a href="http://draldede.deviantart.com/art/maleus-malificarum-black-white-87086958"&gt;link&lt;/a&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/05/maleus-malificarum.html' title='maleus malificarum'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=8595568961540652221&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/8595568961540652221'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/8595568961540652221'/><author><name>serüven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02118479763223425358</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20071548.post-1113172774734939133</id><published>2008-05-30T08:25:00.005+03:00</published><updated>2008-05-30T08:36:52.568+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lost'/><title type='text'>Mystery Tales #40</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://static.obolog.com/multimedia/fotos/86000/85734/85734-68328.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://static.obolog.com/multimedia/fotos/86000/85734/85734-68328.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Bir grup Lost fanatiği, 4. sezon 11. bölümde küçük John Locke'ın elinde gözüken Mystery Tales'in 40. sayısını eBay'de bulup satın almışlar, sonra da bir blog hazırlamışlar, şimdi bu çizgi romanı diğer Lost severlerle paylaşıyorlar. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Lost'un 4. sezon finali öncesi ben de buradan bu bilgiyi paylaşayım dedim..&lt;a href="http://www.mysterytales40.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.mysterytales40.com/"&gt;Link&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.seruven.org/blog/2008/05/mystery-tales-40.html' title='Mystery Tales #40'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20071548&amp;postID=1113172774734939133&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://koloniblog.blogspot.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1113172774734939133'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20071548/posts/default/1113172774734939133'/><author><name>aykut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11851055359093363428</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry></feed>